Ülkemiz ve Halkımız İçin HAYIR’da Hayır Var!

2256

Özgürlük ve Dayanışma Partisi Başkanlar Kurulu, Meclis’te ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirilen anayasa değişikliğine ilişkin bir açıklama yaptı. ÖDP Başkanlar Kurulu, ‘ülkemiz ve halkımız için HAYIR’da hayır var’ dedi.

Açıklamanın tam metni:

Olağanüstü yetkilerle donatılmış partili Cumhurbaşkanlığı-tek adam-dikta anayasasının TBMM’de ikinci tur oylamalarına dün başlandı. Anayasa değişikliğinin gündeme getirilme ve sürdürülme biçimi bile, eğer bu değişikliğin geçmesi söz konusu olursa, ülkemizi nelerin beklediğini ortaya koymaya yetiyor.

Meclis’te oy kullanacak milletvekilleri, erken seçim ve diğer tehditlere boyun eğerek, bir daha seçilip seçilmemeyi ve kendilerini değil, ülkenin geleceğini düşünerek bu anayasa değişiklik teklifini reddetme cesaretini göstermelidir.

Meclistekiler bu dayatmaya HAYIR diyebilme cesareti gösteremediğinde, halkımızın bu cesareti göstereceğinden hiç kuşkumuz yoktur. İnanıyoruz ki bu anayasa değişikliğini halkımız kabul etmeyecek, sandıkta ve toplumsal vicdanında reddedecektir. Halkımız artık huzur, barış ve güvenli bir yaşam istemekte, iş aş, adil gelir dağılımı istemekte, can güvenliği talep etmekte, yaşamlarına karışılmasına, eğitimin gericileştirilmesi ve yap-boz tahtasına dönüştürülmesine artık yeter demektedir.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, olası referandum sürecinde sokak sokak, ev ev halkın HAYIR’ını çoğaltmak için mücadele edecektir.

Hem Rejim Hem Sistem Değiştiriliyor

Başkanlık-tek adam-dikta anayasası, ‘rejim değişikliği değil sistem değişikliği’ olarak sunulmaya çalışılıyor. Oysa yapılmak istenen, fiili olarak inşa edilmeye çalışılan siyasal İslamcı rejimin otoriter bir başkanlık sistemi ile ilerletilmesi ve anayasal düzeyde kurumsallaştırılmasıdır.

Hepimizin gördüğü üzere AKP, 15 yıllık iktidarında rejimi adım adım değiştirdi. 2010 referandumunda sözde ‘12 Eylül anayasası ile hesaplaşma’, ‘askeri vesayete karşı demokrasiyi geliştirme’ adı altında, eski ortağı Cemaatle birlikte devlete büyük oranda hakim hale geldi. Cumhuriyet’in görece laik ve ilerici kazanımları ortadan kaldırılarak, siyasal İslamcı anlayış devlete ve devlet eliyle topluma hakim kılınmaya çalışıldı. Ülkemizi 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin karanlığına taşıyan bu ortaklığın sona ermesinin ardından AKP, asker ve polis üzerindeki gücünü pekiştirerek sivil darbesini derinleştirmeye, rejim değişikliğini tamamlamaya, İslamcı faşizmi kurumsallaştırmaya çalışıyor. Kimi AKP’liler bu durumu saklama gereği de duymuyor. Anayasa değişikliğinin ardından ‘Erdoğan’ın Halife’ olacağı bile şimdiden ilan ediliyor.

Sivil Darbenin Anayasası, Mevcut Anayasaya Aykırı Bir Şekilde OHAL Koşullarında Yapılıyor

AKP anayasa değişikliğini OHAL altında gündeme getirdi, referanduma da OHAL şartlarında gitmeyi amaçlıyor. ‘Devlete karşı OHAL ilan ediyoruz’ dediler ancak OHAL’i toplumsal muhalefeti susturmanın ve halkı sindirmenin aracı haline getirdiler. OHAL döneminde muhalif gazeteciler hapse atıldı, TV ve gazeteler kapatıldı, Meclis’in üçüncü büyük Partisi HDP’nin Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tutuklandı, milletvekilleri cezaevine konuldu. Yüzlerce dernek kapatıldı. On binlerce kamu görevlisi ihraç edildi. OHAL döneminde referandum kararı alarak, kimsenin üzerinde yeterince konuşamadığı, kimsenin ne yapılmak istendiğini anlatamadığı, HAYIR diyenlerin susturulmak istendiği bir atmosferde anayasa değişikliği dayatılıyor.

Topluma dayatılan bu anayasa değişikliği esasen 12 Eylül faşist darbesi ortamında kabul ettirilen 1982 anayasasının hedeflerini tamamlayan, karşı çıkar göründükleri bütün güç ve ‘vesayetleri’ tek kişi vesayeti altına alan bir anayasa değişikliğidir. 12 Eylül’cüler yasama ve yargı karşısında Cumhurbaşkanı nezdinde yürütmenin yetkilerini güçlendirmişlerdi. Şimdi AKP-MHP/Bahçeli Koalisyonu’nun anayasa değişiklik teklifi yürütmeyi daha bir üst düzeyde tekelleştirmekte, yasama-yürütme-yargıyı tek bir şahısta toplamaktadır. Bunun literatürdeki adı diktatörlüktür, faşizmdir. Yapılmak istenen 12 Eylül rejiminden bir kopuş değil onu tamamlamaktır.

HAYIR, HAYIR, HAYIR! Şimdi 15 Yıllık Karanlığı Süpürme Zamanıdır

Anayasa değişikliği ile AKP 15 yıldır yaptıklarını misliyle yapmaya devam etmek istiyor. 15 yılın sonunda ekonomi yerlerde sürünüyor. Dışa bağımlı ekonominin sonucunda dolar zirve yaptı. TL’nin değeri diplerde. Halkın alım gücü azalıyor. Emeğiyle geçinenlerin borçlanarak yaşama imkanları dahi kalmadı. İşsizlik zirve yaptı. 6 buçuk milyon işsiz var. Hayatı kadınlara zindan ettiler. Kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet AKP iktidarında tırmandı. Doğamız talan edildi, yağmalandı. Karadeniz’in tapusu Suudi ve Katar’lı şeyhlere ve ‘millete’ küfreden yandaş Cengiz’e veriliyor. Tarım uluslararası şirketlere devredildi. Çiftçiler perişan edildi, üretemez ve ürettiklerini de satamaz hale getirildi. Türkiye, Avrupa’dan et ve buğday almak zorunda kalan, muhtaç bir ülke oldu. Okullar İmam Hatipleştirildi. Sosyal devlet ortadan kaldırıldı. Yoksul emekçi halk çocukları cemaat-tarikat yurtlarına mahkum edildi. Çocuklarımız o mahkum edildikleri cemaat-tarikat yurtlarında tecavüze uğruyor, yanarak can veriyor. Bunlardan hesap soracak ne adalet anlayışı ne de hukuk kaldı. Mahkemeler iktidarın aparatına dönüştürüldü. Suriye’deki yanlış politikalar nedeniyle ülke ateşler arasında kaldı. Halkın can güvenliği kalmadı. Kimse sokağa özgürce ve korkusuzca çıkamıyor. Memleketin huzuru, neşesi kalmadı.

İşte gündemdeki tek adam-dikta anayasası bu karanlık tabloyu daha da koyulaştıracaktır. Bunu durdurmak ülkesini ve halkını çıkarsız ve hesapsız seven herkesin görevidir, sorumluluğudur.

Bugün ülkemizin ve halkın ihtiyacı, tüm yetkinin, egemenliğin tek kişinin elinde toplanması değildir. Ülkenin yönetimi ve geleceği hakkında verilecek kararlar tek kişiye, tek akla, tek sese bırakılamaz. Bugün ihtiyaç herkesin kendi sözünü özgürce söyleyebildiği, kendi hayatı hakkında kendisinin karar verdiği, geleceğimizin birlikte kurulacağı, yazgımızın hep beraber yazılacağı gerçek bir demokrasidir. Gerçek bir demokrasi halkın egemenliğini doğrudan kullanmasıdır. Bugünün Parlamenter düzlemdeki acil demokratik gerekleri ise AKP’nin yapmak istediğinin tam aksine, 12 Eylül anayasasının Cumhurbaşkanına verdiği yetkileri daraltmak, Cumhurbaşkanlığını sembolik hale getirmektir. Barajın kaldırılması, her fikrin temsil hakkının önünün açılmasıdır. Siyasi Partiler yasasının demokratikleştirilmesi, Milletvekillerinin lider boyunduruğundan kurtarılmasıdır.

Bugün ülkemizin ve halkın ihtiyacı, yargının daha fazla siyasi iktidarın denetimine sokulması değildir. Yargıya güven kalmamış, insanların adalet duygusu derinden zedelenmiştir. Yargı eliyle kurulan kumpaslar, gerçekleştirilen operasyonlar ülkemizde son 15 yıllık siyasi hayatımıza damga vurmuş ve bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Yargı bağımsızlığı yurttaşlığın güvencesidir. İnsanlar kendi özgürlüklerine ve haklarına yönelen tehditler karşısında ancak yargıyı güvence olarak görebildiklerinde adalet duyguları gelişebilir. Bugün için yargı bağımsız olmalıdır, tarafsız olmalıdır. Ancak bugün anayasa değişikliği ile yargı üzerindeki tahakküm arttırılmakta, yargı tam anlamda tek adama bağlanmaktadır. Gerçek bir demokrasinin gereklerinden birisi yargı üzerindeki siyasi baskının kesin biçimde ortadan kaldırılması, yürütmenin yargı üzerinde baskı kurabileceği tüm ilişkilerin kesilmesidir. Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın tüm üyelerinin doğrudan ya da dolaylı olarak tek kişi tarafından atandığı bir sistemde yargının tarafsız olacağını, yargıçların hür iradeleri ile karar verebileceğini beklemek mümkün değil.

O yüzden HAYIR’da hayır var… HAYIR’da hayat var… HAYIR’da umut var… HAYIR’da gelecek var…