Tarımda Yıkıma, Yağmaya, Talana HAYIR! 15 Yılda Tarım’da Yıkım Raporu

1217

ÖDP Tarım Çalışma Grubu bugün Genel Merkez’de yaptığı basın toplantısı ile AKP’nin 15 yıllık Tarım’da Yıkımını gözler önüne serdi. Açıklamayı Tarım Çalışma Grubu Sözcüsü Mesut Güngör yaptı.

TARIM’DA YIKIM RAPORU!NUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Basın Açıklaması Metni: 
AKP’nin 14 Yıllık Tarım Politikası Gıdayı ve Tarımı Şirketlere Teslim Etme Üzerine Kuruludur.
Ülkemizde 24 Ocak 1980’de yayınlanan kararlarla neo liberal dönem başlamış, tarım da bundan payını almıştır. DTÖ, IMF ve Dünya Bankası marifetiyle şirketler lehine, küçük çiftçiler aleyhine tarım programları uygulamaya sokulmuştur.

AKP’nin hükümet olduğu 2002 yılına kadar Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele ve Karantina Müdürlüğü, Toprak-Su Genel Müdürlüğü kapatıldı.
Et ve Balık Kurumu (EBK), Yem Sanayii (YEMSAN) ve Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) özelleştirilip, TEKEL’in, tütünde ve alkollü içeceklerde ve ÇAYKUR’un çayda tekelliğine son verilerek, şirketlerin bu alanda etkin ve belirleyici olması sağlandı.

“Şeker Yasası” çıkarılarak şeker pancarı üretimi sınırlandırıldı. “ Tütün Yasası” çıkarılarak TEKEL’in olmadığı bir piyasada üreticiler uluslararası kriminal şirketlerle korumasız bir biçimde sözleşmeli üretime mahkum edildi. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Yasası çıkartılarak Yeniden Yapılandırılma Kurulları aracılığıyla faaliyet alanları kısıtlandı ve tasfiyeye zorlandı.
AKP de hükümet olduğu andan itibaren Türkiye’ye dayatılan tarım politikalarına devam ettirdi, hem de küçük çiftçilere daha büyük acılar yaşatarak.

Uygulanan Tarım Politikalarının küçük çiftçiler üzerinde yaratacağı yıkımdaki tepkileri törpülemek amacıyla Dünya Bankası hibe desteğinde bulundu. AKP hükümeti tarafından Doğrudan Gelir Desteği olarak çiftçilere dağıtılan bu destek üretim yapanlara değil toprak miktarına göre toprak sahiplerine dağıtıldı.

TEKEL’in alkol ve tütün bölümleri özelleştirilerek çok uluslu şirketlerin eline geçmesi sağlandı. Yaprak İşleme Müdürlükleri kapatıldı.

2006 yılında çıkardıkları Tohumculuk Yasası ile Kamu tohumculuktan el çektirildi. Çiftçilerin kendi ürettikleri tohumların satışı yasaklandı, sadece değiş tokuşuna izin verildi. Çiftçilerin kolektif deneyimleri ile binlerce yıl içinde geliştirdikleri, emek harcadıkları ve nesilden nesile aktardıkları tohum ıslahının sonuçlarını tohum ve gıda şirketlerinin patentlemesine izin verilerek tohum şirketlere bırakıldı. Yetmedi 2018 yılından itibaren Bakanlar Kurulu Kararı ile sadece sertifikalı tohuma izin verileceği açıklandı.

Şirketlerin isteği ile Biyo Güvenlik Yasası çıkarıldı. GDO’lu ürünlerin ülke içinde ekimine ve dikimine yasak getirilse de GDO’lu yem ithalatına izin verildi. Ayrıca çocuk maması hariç gıda ürünlerinde GDO kullanımına yol verildi.

Çiftçilerin örgütlenmelerinin önünü açmak gerekçesiyle çıkarılan Üretici Birlikleri Yasası ile örgütlerin denetlenmesi sağlandı ve çiftçilerin birlikte hareket etmelerinin yolu tıkandı.
Çıkarılan Tarım Sigortaları Yasası’nda primin yarısını devlet ödüyor olsa da, sürekli yükselen prim ücretleri nedeniyle küçük çiftçiler sigorta yaptıramaz duruma düşürüldü. Sigorta Yasası destek alamayan, maliyetine veya maliyetinin altında ürünlerine satmak zorunda kalan küçük çiftçilerden çok şirketlerin yararına oldu.

Organik Tarım Yasası, tarımın şirketleştirilmesinin yeni bir biçimiydi. Organik tarım sertifikası verme yetkisi devlet kuruluşlarına değil uluslararası kuruluşlara verildi.

Toprak Kanunu ve Arazi Kullanımı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun İle Birinci sınıf tarım arazileri üzerine kurulmuş sanayi tesislerine af getirildi.
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlı olarak çalışan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatıldı. Bakanlığın adından “köy işleri” çıkarıldı, Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı oldu.
DSİ’nin görevleri sınırlandırıldı. Su Birlikleri Yasası’yla her üyenin bir oy hakkı elinden alındı, parsel büyüklüğüne göre oy hakkı tanındı. Küçük çiftçilerin yönetimleri belirleme hakkı kalmadı. Suyun ticarileştirilmesinin önü açıldı.
TİGEM ve TAGEM arazileri yap, işlet, pay ver modeliyle uzun yıllığına şirketlere devredildi.
Büyükşehir/ Bütünşehir yasası ile köylerin %47’si ortadan kaldırıldı. Köylerin mal varlıkları rantiyeye ve şirketlere sunuldu.
Tarım toprakları enerji, maden ve inşaat sektörlerine açıldı. “Acele kamulaştırma” kararlarıyla toprak gaspı şirketler adına bizzat devlet tarafından yapıldı.
Ülkenin tarımsal üretim deseni bozuldu. Temel ürünlerimizde dahi ithalatçı ülke durumuna düşüldü.
Üç tarafı denizlerle kaplı ülkemizde kıyı balıkçılığı bitirilme noktasına getirildi, şirket balıkçılığı teşvik edildi, denizlerimizde her gün daha fazla balık çiftliğine izin verildi.
Kanunların yetişmediği durumlarda yönetmelikle şirketlerin önü açıldı.
Tarımın ve gıdanın şirketlerin denetimine geçmesi için her şey yapıldı. Kamu tarafından oluşturulmuş bütün bir tarımsal yapı dağıtıldı ve devletle çiftçiler arasındaki bütün ilişki yok edildi. Eksikte olsa devlet tarafından çiftçilere kurdurulmuş veya çiftçilerin kendi kurduğu örgütlemelere müdahale edildi ve çiftçilerin örgütleriyle olan bağı koparıldı. Çiftçilik yapabilmek için olmazsa olmaz olan tohum çiftçilerin elinden alındı, suları ticarileştirildi, ekolojik yapı tahrip edildi, tarlasına ne ekeceğine karar verme yetkisi bile elinden alındı, sonuç olarak çiftçilerin toprakla olan bağı da koparılmış oldu.
Bugünlerde KHK’larla tarımın tahrip edilmesine devam ediliyor 1863 yılında “Çiftçilerin, tefecilerin elinden kurtarılması için” kurulan ‘Memleket Sandıkları’, bu günkü adıyla Ziraat Bankası “Milli Tarım Projesi” uygulanacağını söyleyen bir hükümet tarafından OHAL’den yararlanılarak Bakanlar Kurulu Kararı’yla “Varlık Fonu” adı altındaki bir “Anonim Şirkete” devredilerek her türlü denetimin dışına çıkartılmış, satılmasının önü açılmıştır. Çiftçilerin piyasaya göre 154 yıldır daha düşük faiz oranıyla kredi aldıkları ve yararlandıkları bir araç şirkete teslim edilmiştir.
Yurt içi kuru çay piyasasında %60-65 payı olan ve “çay üreticilerinin kooperatifleşmesi için gerekli faaliyetlerde bulunma” görevi de olan ÇAYKUR’u da “Bakanlar Kurulu Kararı”yla “Varlık Fonu” adlı anonim şirkete teslim etmiştir. Şirket yapısı gereği kooperatifleri yok etmek için uğraşır.
Bugün AKP’nin “Milli Tarım Projesi” diye açıkladığı politika çokuluslu şirketlerin tarımı ve gıdayı daha rahat denetleyecekleri bir yapının oluşturulmasıdır. Küçük üreticinin yararlanabileceği her türlü olanağı elinden alma, tarımsal üretimi tamamen şirketlere teslim etme projesidir Ülkenin ihtiyacı olan tarım politikası ise ekolojik, daha eşitlikçi ve halkçı bir tarım politikasıdır. Çözüm agro ekolojik yöntemlerle üreten küçük çiftçilerle, gıdaya ihtiyaç duyanların birlikteliğini ve mücadelesini içeren “Gıda Egemenliği”ndedir.

ÖDP TARIM ÇALIŞMA GRUBU

WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.39WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.35WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.49  WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.40WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.43 WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.42  WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.44 WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.47WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.46  WhatsApp Image 2017-03-16 at 11.49.49 (1)