SUSMUYORUZ!.. KORKMUYORUZ!.. DİRENİYORUZ!..

981

Biz kadınlar olarak, dünyayı değiştirecek örgütlü gücümüz olduğuna inanıyoruz!.. Bu nedenle, toplumun diğer kesimleriyle, özellikle kadınların şiddetten arındığı, kadın erkek eşitliğinin, anayasal güvence altına alındığı, sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız, barış içinde bir Dünya ve Türkiye yaratmak için susmuyoruz, korkmuyoruz, direniyoruz.!

“Her türlü eşitsizliğe!.. Şiddete!.. Kadın Cinayetlerine!.. Yoksulluğa!.. Güvencesizliğe!..

Baskı ve Tutuklamalara  Karşı”

Susmuyoruz!.. Korkmuyoruz!.. DİRENİYORUZ!..

Tarih 8 Mart 1857`yi gösterdiğinde New York`ta 40 bin dokuma işçisi kadın, 12–14 saati bulan günlük çalışma süresinin 8 saate düşürülmesi ve daha iyi çalışma koşulları için greve gitti. Ancak egemenlerin buna tepkisi çok sert oldu. Polislerin işçilere saldırması sonucu, fabrikaya kilitlenen ve dışarı çıkamayan 129 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

8 Mart`ın üzerinden 102 yıl geçmiş olmasına rağmen, özellikle ülkemizdeki kadınlar açısından, toplumsal yaşamdaki konumumuzdan, çalışma yaşamındaki koşullarımıza, değişen pek bir şey olmadı. Yine ev işlerini biz yapıyoruz, Yine çocuklara, hastalara, yaşlılara, engellilere biz bakıyoruz;

Yine ev emeğimiz yok sayılıyor, Yine ucuz ve yedek iş gücüyüz,

Yine kadrosuz ve güvencesiz işlerde çalışıyoruz,

Yine fabrikalarda yakılıyor, yine sellerde boğuluyoruz;

Yine öldürülüyoruz hem de her gün artarak;

Yine evde, sokakta, işyerinde şiddete, tacize ve tecavüze uğruyoruz;

Yine savaşlarda, çatışma dönemlerinde şiddetin en yoğununu biz yaşıyoruz;

Yine karar alma mekanizmalarında, sendikal ve siyasal alanlarda yokuz.

Yine, yine, yine…

Yine diye başlayan sorunlarımız azalacağına çoğalıyor sürekli, ama nereye kadar. Mücadele etmek ve direnmek için o kadar çok nedenimiz var ki!..

AKP hükümetince; yasaların ve ulusal politikaların bütününde kadınları birer “birey” olarak gören bir yaklaşımın değil, geleneksel aileyi kutsayan; kadın ve erkeklerin toplumsal rollerini pekiştiren bir yaklaşımın hakim kılınmaya çalışıldığını görüyoruz. Kadın cinayetlerine “münferit” diyen zihniyetlerin, kadınların erkekleri tahrik ettiğini söyleyebilen profesörlerin, ve sayamayacağımız pek çok örneklerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. 4+4+4 eğitim sistemi ile kız çocuklarının eğitim ve çalışma hayatına katılımının azalacağı, kadın istihdamı ve temsil oranlarının düşeceğinden ve halen ürkütücü boyutlarda olan çocuk gelinlerin sayısının daha da artacağından endişeliyiz.

Erkek egemen kapitalist sistem, işsizlikle, yoksullukla, güvencesizlikle, ekolojik tahribatlarıyla,  günde beş kadın öldürmeye devam ediyor. Suçlular elini kolunu sallayarak geziyor. Hukuksal düzenlemeler yetersiz kalıyor,  önlemler alınmıyor. Kadınlar kaderlerine mahkum ediliyor.

Bugün tüm Dünyada Küresel sermaye; eşitsizliği, ayrımcılığı ve yoksulluğu derinleştiriyor. En temel haklarımızdan olan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi  insanca yaşam haklarımız  elimizden alınıyor. Taşeronlaştırma, kuralsız-güvencesiz, sendikasız ve esnek  çalışma ile kadın emeği sömürüsü artıyor. “Çağrı üzerine çalışma, evde çalışma, uzaktan çalışma yöntemleriyle kadınlar evlere hapsediliyor. Yoksulluk  kadınları vuruyor. Kadınların yoksullaştığı, yoksulluğun kadınlaştığı bir sistemde ise  kadına yönelik  şiddet artarak çoğalıyor.

Ortadoğu da ve ülkemizde süren çatışma ortamının en büyük mağdurları, dilini konuşamayan kültürünü yaşayamayan, militarizmin yarattığı her türlü şiddet ortamında; Tacizi, tecavüzü ve  cinayetleri yaşayan yine kadınlardır. Kürt kadınları, vermiş oldukları özgürlük mücadelelerinde, göz altına alınıyor, tutuklanıyorlar. Kadın dayanışması ile Kürt kadınlarının serbest bırakılması, militarizme, faşizme, savaşa karşı eşit, adil, demokratik bir çözüm ile özgürlük ve barış taleplerimiz için direniyoruz. Van depreminin kadınları iki kez yaraladığını biliyor, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzlerin önlenmesi, yaşama ve barınma ihtiyaçları için, kadınların yaşamını kolaylaştırıcı çözümler üretilmesini, Uludere katliamının faillerinin bulunmasını ve artık bu ülkede katliamların yaşanmamasını istiyoruz.

Biz kadınlar! Yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe, emeğimizin sömürülmesine, kadın cinayetlerine, cinsel tercihten yaşanan nefret cinayetlerine, gözaltında yaşanan şiddete, tacize, tecavüze, çocuk istismarına, evde-işte-sokakta-kamusal ve özel alanda yaşanan her türlü şiddete, militarizme, ırkçılığa AKP iktidarı ile derinleşen gerici, muhafazakar ve piyasacı yapıya karşı, direnmekten başka yolumuz olmadığını biliyoruz.

Kadının özgürleşmesinin, kadın cinayetlerinin durdurulmasının, ancak ve ancak kadınların örgütlü gücü ile mümkün olacağını biliyoruz. Biz kadınlar öncelikle kendi yaşamımızdan, ardından çalışma yaşamından başlamak üzere, erkek egemen bakış açısına karşı, toplumsal yaşamımızı değiştirmek ve dönüştürmek için yola çıktık. Bu amaçlarla yola çıkan,  taleplerimizle  ortaklaşan  tüm kadınlarla birlikte bu ortak mücadeleyi öreceğiz.

Bizler diyoruz ki! Bu 8 Mart kadınlar açısından bir kazanıma dönüşsün, Dünya da pek çok ülkede olduğu gibi; ülkemizde de”8 Mart Resmi Tatil” ilan edilsin. Bu talebimiz için 8 Mart`ta alanlara çıkıyoruz.

Biz kadınlar olarak, dünyayı değiştirecek örgütlü gücümüz olduğuna inanıyoruz!.. Bu nedenle, toplumun diğer kesimleriyle, özellikle kadınların şiddetten arındığı, kadın erkek eşitliğinin, anayasal güvence altına alındığı, sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız, barış içinde bir Dünya ve Türkiye yaratmak için susmuyoruz, korkmuyoruz, direniyoruz.!

‘`EMEĞİMİZE, KİMLİĞİMİZE, BEDENİMİZE SAHİP ÇIKMAK; İNSANCA YAŞAM, İNSANCA BİR DÜZEN  İÇİN!..KADINLARLA BİRLİKTE BİR ADIM DAHA ATALIM“

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI, YAŞASIN MÜCADELEMİZ!..

ÖDP`Lİ KADINLAR
8 Mart 2012