Son seçenek SOL seçenek!

1166

30 Haziran 2002 tarihinde toplanan ÖDP 3. Büyük Kongresi’nde Genel Başkan ve Parti Meclisi seçiminin yanısıra önümüzdeki iki yılın çalışmalarının dayanağı olacak Çalışma Raporu ve politik kararlar ele alındı. Türkiye’de demokratikleşme ve Avrupa ile ilişkiler; Toplumsal muhalefetin birliğini yaratmak ve seçim ittifakları; Örgütsel yenilenme; Kürt sorununda yeni evre ve Ortadoğu’daki gelişmeler; Sermayenin küreselleşmesi ve küresel adalet hareketinin geliştirilmesi konularını içeren politik kararlardan sonra sürdürülen çalışmalar sonucunda aşağıdaki Sonuç Bildirisi kabul edildi ve kamuoyuna duyurulması kararlaştırıldı. 

SON SEÇENEK SOL SEÇENEK 

_ Ardı ardına yaşanan krizlerden, siyasetin çözümsüz kalmasından bunalan toplum bir çıkış, yeni bir seçenek arıyor. Toplumu bunaltan, insanları işsizliğe ve yoksulluğa mahkum eden bütün bu süreç ülkemizin, kapitalizmin küreselleşmesi ve neo liberal politikalar gereği, uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırılması nedeniyledir.

Onların hayal tacirliği yaparak, kurtuluş vaatleriyle bizi içine soktukları bu ortamda gelir dağılımı dengesizliği daha da derinleşiyor. Son bir yılda 1.5 milyon kişi işini kaybetti. Nitelikli iş gücü çalışma hakkını yitiriyor. Küçük ve orta boy işletmeler ekonomiyi merkezileştiren politikalar karşısında dayanamıyor, dükkanlar, atölyeler birer birer kapanıyor. Hala işini kaybetmemiş olanlar, ağır koşullarda, işsiz kalma korkusuyla hak kayıplarına razı olarak tutunmaya çalışıyor. Tarım politikalarındaki “değişim” tarım üreticilerini yoksullaştırıyor, yalnızlaştırıyor, tarım tahrip ediliyor. Kentlere yeni bir göç dalgası bekleniyor. Sokaklardaki eğitimsiz, evsiz çocuk sayısı her geçen gün artıyor. Uluslararası sermayenin çıkarlarını cansiperane gözeten hükümet politikaları ülkeyi ucuz emek cenneti haline getiriyor.

İçinde bulunduğumuz yakın tarihin en ağır ekonomik krizi, yıllardır ülkeyi yöneten hükümetlerin, sermayenin ve IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası mali kuruluşların tercihlerinin bir sonucudur. Öyleyse krizin faturasını krizin mağdurları, işçiler, köylüler, kamu çalışanları, emekliler değil, krizin sorumluları ödemelidir. 

_ Dış politikada da durum farklı değil. Her şey küreselleşmenin dayatmalarına göre belirleniyor. Ülke ABD politikalarının yedeğine takılarak maceradan maceraya sürüklenmek isteniyor. ABD’nin Afganistan’dan sonra Ortadoğu’yu “düzeltme” arzusu yalnızca ezilen Ortadoğu halkları için değil, halkımız için de önemli bir tehdittir. Çünkü savaşın savaşmayanı da yaktığını yaşam bize öğretti. Türkiye, Irak ve Ortadoğu’da sıcak savaşa sürüklenmesine karşı çıkmalı, bölgede barışın tesisi ve demokratikleşme adımlarının atılabilmesi için taraf olmalıdır. 

_ Demokratikleşme ve insan hakları konusunda da benzer bir durum var. Toplumsal muhalefetin yıllardır uğruna mücadele ettiği demokratikleşme talepleri, kendi insanımız için değil, dışarıdan talep edildiği için yasalaştırılmaya çalışılırken, statükonun direnişine çarpıyor. Sağlıklı bir AB tartışmasını gölgeleyen idam cezasının kaldırılması, sosyal ve kültürel hakların tanınması gibi konular yıllardır solun-sosyalistlerin, toplumsal muhalefetin öncelikli talepleri arasındadır. Zorlama kemik yaşı raporlarıyla çocukların asıldığı bir ülkede, bu utanç veren durum sona ermeli, idam cezası tarihin çöplüğüne atılmalıdır.

Devletin eğitim, kültür, Diyanet politikalarına kadar sızmış, farklı olanı yok sayan ve bastıran, toplumu tek tipleştiren eşitsizlik derhal sona ermeli, sırasında övünülen ‘mozaik toplum’ bir edebiyat olmaktan çıkarılarak yasal güvenceye kavuşmalı, farklılığı bir zenginlik kabul eden hoşgörü kültürü toplumda yaygınlaşmalıdır.

ÖDP, idam cezasının kalkmasından, MGK’nın siyasetteki rolünün kaldırılması, anadilde eğitim ve yayın hakkının kazanılması, Kıbrıs’ta demokratik ve barışçı çözüme kadar tüm demokratik açılımların, AB tartışması dışında da her zaman savunucusu olmuştur ve bu yoldaki mücadelesini sürdürmeye kararlıdır. 

Türkiye’de her demokratikleşme talebinin karşısına kale gibi dikilen; eski otoriter baskıcı tarzla, toplumu aşağılama ve ezme alışkanlığını terk etmek istemeyen çevrelere karşı, demokrasi güçleri direnmelidir. MHP’nin başını çektiği bütün ırkçı ve şöven kesimlerden, “ulusal solculuk” etiketiyle statükonun devamından yana, devletin bekçiliğini yapan tüm baskıcı güçlere karşı; insan hak ve özgürlüklerini, çağdaş kültürel ve sosyal hakları, çok kimlikli çok kültürlü bir toplumu savunanların mücadelesi daha da güçlendirilmelidir.

_ Küreselleşmenin dayatmalarına boyun eğen, ekonomiyi IMF ve DB’na siyaseti MGK’ya terk eden, halkın demokrasi ve haklar konusundaki taleplerini görmezden gelen tüm düzen partileri inandırıcılıklarını yitirmiş durumdadır. Siyaset arenasındaki çatışmalar çoğunlukla dış alemin baskı ve talepleriyle, ordu ve sermayenin çeşitli kesimleri başta olmak üzere parlamento dışı güçler arasındaki çıkar farklılıklarının sonucu olarak topluma yansımakta, hükümet ve muhalefet partileri figüran olmaktan öteye gidememektedir.

Bu durum bilinçli bir tercihtir. Bugün ülkemizde yalnızca ekonomik ve siyasal alanların değil, aynı zamanda toplumun yeniden yapılandırılma süreci yaşanıyor. Tüm kitle iletişim araçları kullanılarak toplumsal bilinç yeniden şekillendirilmek isteniyor. Bu amaçla kitleleri siyasetten uzak tutma, tepkisizleştirme politikası izleniyor.

Bütün bunların ve deprem felaketi, yolsuzluklar ve ağır ekonomik krizlerin yarattığı travmanın derinden etkileri ülkemizi mutsuz, güvensiz, gelecekten endişe eden insanlar ülkesi haline getirdi. Gündelik yaşamın her geçen gün daha da zorlaşması, umutsuzluk, toplumu atomize ediyor. Kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu tablo gelinen noktada sorumluluğu olan tüm partilerden, devletin kurumlarından, sistemden umudunu kesmiş bir toplum tablosudur.

Türkiye bu tabloya mahkum değildir. Bu tabloyu değiştirmenin olanakları vardır. Bu tabloyu sadece siyasete ve siyasetçiye kızarak, alternatifleri görmezden gelerek, “İyi ama hangi güçle?” diyerek ve bezginliğe düşerek değiştiremeyiz.

_ Bu tabloyu emekten yana bir çözümle değiştirmenin yolu alternatifleri görmek ve onları hayata geçirecek gücü siyasete müdahale ederek yaratmaktır.

ÖDP, emeğiyle geçinen tüm toplum kesimleri arasında bu amaca dönük olarak siyasal faaliyet sürdürmeyi ve toplumsal muhalefetin bu anlayışla kolektif bir mücadele içinde yeniden inşası doğrultusunda çaba harcamayı en birinci görevi olarak benimsemiştir. 

Bu anda siyasetin toplumsallaşması için çaba göstermek her zamankinden daha yakıcıdır. Önümüzdeki dönem tüm emekçi güçlerin, solun mücadelesi bu yönde olmalıdır.

Bu bağlamda ÖDP 3. Büyük Kongresi, 

– Örgütlü örgütsüz tüm emek güçlerini, ezilenleri, dışlananları, gençleri, kadınları geleceklerine sahip çıkmaya, kaderlerini değiştirmeye ve aktif siyasete çağırır. 

– Solun bu kritik dönemde bir seçenek olarak kendini ortaya koymasını, emekten yana çözüm üreten bir halk iradesinin ortaya çıkmasını zorunlu görür. Bu bağlamda, ülkenin yakın geleceğini belirleyecek, sosyalistlerden sosyal demokratlara, Kürt muhalefetinden diğer toplumsal muhalefet unsurlarına uzanan bir sol seçeneği yaratma mücadelesini ihmal edilemez bir görev olarak kabul eder. Sadece ÖDP’nin iradesiyle yaratılamayacak olan böylesi bir seçeneğin önemini tüm muhataplarına anlatmak ve bunu bugünden başlayan ortak bir mücadele içinde adım adım örmek üzere gerekli girişimlerde bulunma kararlılığını dile getirir.

– Tüm emek güçlerini “Başka bir dünyanın, başka bir Türkiye’nin ve başka bir yaşamın mümkün olduğuna” inananları bu amaçla bugünden bir araya gelmeye çağırır.

Çünkü yaşanılası bir ülke için “Son seçenek sol seçenek” tir.

1 Temmuz 2002
Ankara