PARTİ MECLİSİ SONUÇ BİLDİRİSİ

257

Türkiye, her alanda ciddi bir kriz içinde.

İktidar, krizi manipüle etmeye, ekonomik savaş söylemi ile faturayı emekçilere çıkartmaya çalışıyor.

Ancak, 3.Havalimanı işçilerinin direnişinde görüldüğü üzere krizin yarattığı işsizliğe, güvencesizliğe ve yoksullaşmaya karşı toplumsal tepkiler de birikiyor. İktidar bu tepkileri daha fazla zor ile bastırmaya çalışıyor.

Bu gelişmeler siyasal İslamcı rejim karşısında demokratik bir çıkış seçeneği yaratma zorunluluğunu bir kez daha ortaya koyuyor.  

AKP Dış Politikası İflas Etti

AKP iktidarının Suriye politikası her bakımdan iflas etti. Bugün, İdlib’de Rusya ile oluşturulan mutabakat ya da Suriye içindeki askeri birikim bu sonucu değiştirmeye yetmeyecektir.

Türkiye’nin Suriye iç savaşına dahil olurken birinci hedefi, ABD ile birlikte Esat rejimine son vermek ve Suriye’de İslamcı bir iktidar alanı oluşturmaktı. Bu hedeften hızla uzaklaşılırken; AKP’nin de benzin döktüğü iç savaş ülkemizi de yakmaya devam ediyor.  Gelinen noktada sahadaki geçici mutabakat ve inisiyatifler bir yana AKP’nin tüm hedefleri geçersizleşti. Esat, Suriye’nin büyük bölümünde egemenliğini tesis ederek (Rusya’nın desteğiyle) Suriye’nin geleceğinin belirlenmesinde birinci güç haline geldi. AKP’nin desteklediği İslamcı güçlerin İdlib’te de kalıcı bir iktidar alanı oluşturması imkansızlaştı. Öte yandan da Suriye’deki Kürt hareketi, ABD ile ittifak içinde, biçimi henüz netleşmemiş olsa da bir özerk iktidar alanı oluşturdu. 

Önümüzdeki günlerde bu resim daha da netleşecektir. Suriye’de iflas eden dış politika, Türkiye için milyonlarca mülteci ile birlikte İdlib sonrasında cihatçıların yeni bir akını anlamına gelecek. Türkiye, Suriye’deki iç savaş dalgasını içeri taşıyarak etnik ve mezhepsel ayrımın derinleştiği bir tablo içinde, Rusya ve ABD’nin arasında sıkışmış, bu güçlerin inisiyatiflerine bağlı hale gelmiştir. 

ABD emperyalizminin bölgesel hegemonya arayışı içinde gelişen mezhepçi-fetihçi AKP dış politikası ülkemizi içinden çıkılması güç bir krize sürüklemiştir. AKP iktidarı bu krizin ortaya çıkardığı tüm toplumsal ve siyasal sorunların sorumlusudur. 
ABD emperyalizminin bölgemizde oluşturduğu etnik ve mezhepsel ayrıştırmaya ve AKP’nin fetihçi-mezhepçi dış politikasının ortaya çıkardığı yıkıma karşı durmaya ve yıkımın sorumlularını teşhir etmeye devam edeceğiz.

Krizin Faturasını da AKP Ödemelidir

Türkiye ekonomisinin krizinin sorumlusu AKP’dir. 

AKP, Derviş’ten devraldığı IMF programını uygulayarak bugünkü krizin temellerini atmıştır. Türkiye ekonomisi AKP iktidarında daha fazla dışa bağımlı hale gelmiş, üretim damarları kesilmiş, kamusal birikimleri tasfiye edilmiştir.

Ekonomik krizin giderek derinleştiği bu koşullarda ÖDP, krizin nedenlerini her yerde teşhir edecektir. Bununla birlikte krize karşı toplumsal direniş ve dayanışmayı örgütleyecek adımlar atacak, bunun başlangıcı olarak da her yerde ‘Kriz Masaları’ oluşturacaktır.

Yerel Seçimler Yerel Demokrasi ve Direniş Mecrasıdır

Krizle birlikte ülke gündemini belirleyen önemli konulardan birisi de 2019 Mart’ında gerçekleşecek yerel seçimlerdi. 

Öncelikle ifade edilmesi gereken şey, gerek 16 Nisan referandumu gerekse de 24 Haziran’da da görüldüğü üzere, seçimlerin artık gerçek anlamda seçim olmadığı gerçeğidir. Yerel seçimler de bu anlamda 24 Haziran’a benzer şekilde, AKP-MHP iktidar blokunun devletin tüm imkanlarını kullanarak sonucunu önceden tayin etmeye çalışacağı bir aldatmaca olacaktır. 

Bu gerçek bir yana bırakılarak yerel seçim değerlendirmelerinin yapılması muhalefet için en büyük yanılgılardan birisi olacaktır. 

Yerel seçimler bu anlamda tek adam rejimine karşı her alanda sürdürülecek mücadelenin bir aracı olarak değerlendirilerek, bu süreç asıl olarak halkın yerel direniş ve dayanışma Meclislerinin inşa edilmesi anlayışıyla ele alınmalıdır. 

Bu anlamda yerel seçimler,  tek adam rejimi karşısında halkın direniş ve dayanışma zeminlerinin güçlendirilmesine ve yerel demokrasi anlayışının geliştirilmesine dayanan bir siyasal mücadele alanı olarak değerlendirilmelidir. Bu anlamda yerel birlikler, ittifaklar dahil tüm tartışmalarda belirleyici olan da bu siyasal anlayış olmalıdır. Bu anlayış çerçevesinde muhalefet, aday belirleme süreçlerini merkezden atama ya da siyasetler arası mutabakatla değil; yerel demokrasinin inşasına hizmet edecek, tüm halkın katılımına olanak verecek ön seçimle gerçekleştirmelidir. Seçime bu anlayışla belirlenecek ortak adaylarla girmelidir.