ÖDP'den Direniş Üzerine Değerlendirme

1262

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Ülke Temsilciler Meclisi sonucu olarak Haziran Direnişi üzerine bir değerlendirme metni yayınlandı. ÖDP, tartışma metni çerçevesinde bir dizi çalıştay ve tartışma toplantısı gerçekleştirecek.

Bu Daha Başlangıç…

(6-7 Temmuz’da Ankara’da toplanan, Ülke Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen ‘Halk Direnişi ve Türkiye Siyaseti Üzerine Tartışma Başlıkları’ metnidir.)

Taksim’den başlayarak ülkenin tüm meydanlarına ve mahallelerine büyük bir halk direnişi dalga dalga yayıldı.

AKP iktidarına ve onun kurduğu düzene karşı gelişen direniş hareketi büyük oranda kendiliğinden nitelikli olarak, birbirini tetikleyerek bir dalgaya dönüştü.

Direniş temelde AKP’nin yeni rejimin sınırlarını genişletmek için gün be gün yeni mevziler kazanmaya yönelen politikalarına karşı ‘artık yeter‘ diyen bir özgürlük arayışı olarak şekillendi. Çoğunluğa dayanan faşizan politikalar ve fiilen inşa edilen sivil diktatörlüğe karşı, halkın çareyi kendi gücünde bulduğu bir isyan dalgası ile ülkenin geleceği için yeni bir başlangıç noktası oluştu.

AKP rejimiyle hesaplaşmayı seçime ve sandığa bırakmayan, büyük güçlere havale etmeyen kendi sözü ve eyleminde çareyi bulan bu direniş hareketi, uzun yıllardır sindirilen ve güçsüzleştirilen halkın kolektif özgüvenini onardı. TEKEL’den başlayarak pek çok yerel/lokal direniş içerisinde özgüven kazanan halk, bu direnişlerin izinden gelişen kalkışmayla kendi değiştirme-dönüştürme potansiyelinin farkına vardı. AKP iktidarının gelişimi karşısında kurtuluşu orduda düzen içi başkaca güçlerde arayan geniş bir halk kesimi bu eylemlerle bu tür eğilimlerden koptu. Bu eylemler uzun yıllardır siyaset alanını daraltan milliyetçi ve liberal iki sağ eksen dışında demokratik bir mücadele alanı içinden gelişen özgürlükçü yeni bir siyaset zeminini açığa çıkardı. Geçtiğimiz dönemde daha çok AKP karşısında eski düzeni ve iktidar ilişkilerini savunma ekseninde şekillenen muhafazakar bir karşı çıkış yerine direniş hareketi AKP düzenine karşı özgürlük ve demokrasi talebiyle onu aşma yönündeki bir arzuyu ortaya koydu.

Böylesi bir direniş hareketi, muhalefeti başka bir zemine taşıyarak uzun yıllardır ‘eski-yeni’ denklemi içerisinde iktidar stratejisini yürüten AKP’nin hegemonyasında bir kırılma yarattı. Bu kırılma demokrasi ve özgürlükler mücadelesini AKP karşısında bir noktaya yerleştirirken, ‘statüko-değişim’ ikilemini de bu noktadan yeniden kurdu. Bu direniş hareketi bugün pek çok yönden iktidar blokunu sınırlayıp çatlaklar yaratırken, AKP düzeninin sonunun başlangıcını da ilan etti.

Hem içerde hem de bölgedeki rolünü bütünleştirerek ‘İslamcı demokratik model ülke’ olarak ihraç edilmeye çalışan ‘yeni Türkiye projesi’ önemli oranda zayıfladı. Suriye’de dönük izlenen politikanın sonuçsuz kalmasıyla AKP’nin bölgeye dönük ‘bölgesel güç olma’ temelinde geliştirdiği stratejileri büyük oranda boşa çıktı. Yine kriz dalgasının genişlemesiyle birlikte ekonominin giderek daralması, sıcak para akışının geriye dönmeye başlaması, ABD ve AB ile gerilimli ilişkiler içerisinde AKP iktidarı açısından kritik bir dönemin içine girildiği söylenebilir. 2023 ve 2071’e yönelerek uzak geleceği planlayan AKP artık yakın geleceği için ortaya çıkan muğlaklıklar içerisinde yol almaya çalışacaktır.

Halk isyanı AKP’yi önemli oranda sarsarken, hareketin henüz bir iktidar seçeneği yaratmaktan uzak olduğu da bir gerçek. Böylesi bir dönemde AKP’nin karşısında güçlü bir burjuva iktidar seçeneğinin olmadığı koşullarda AKP’nin alternatifinin –eski- AKP olduğu, Erdoğan ve Gül arasında yeni bir demokrasi-otoriterlik denkleminin kurulduğu bir dönme dolap misali yenilenme hamlesinin gerçekleşmesi yönündeki tartışmalar ise bir yanıyla kendisine çizilen sınırların dışına çıkan Erdoğan’ı sınırlama öte yanıyla da  toplumsal muhalefetinin enerjisini de etkisizleştirmeye dönük bir arayış olarak görülebilir.

Kürt sorununda içinden geçilen ‘barış süreci’nin, pek çok başkaca nedenle birlikte, halk direnişinin  önünü açan etkenlerden birisi olduğu söylenebilir. Uzun yıllardır yaşanan ölümlerin etkisiyle tüm toplumsal sorunların milliyetçilikle bastırıldığı bir ortamın gevşemesi ile başkaca sorunların ifade edilebilme imkanları da çoğaldı. Bu süreç aynı zamanda Kürt sorununda gerçek barış zemini olan halkların birbirini anlaması ve toplumsal bir barışın gelişmesi açısından da  önemli bir kavşak noktası oldu. Lice’ye yönelik saldırının ardından pek çok yerde ‘diren Lice’ eylemleri yapılarak Gezi direnişi ile Lice arasında kurulan bağ, halklar arasındaki en güçlü kardeşlik köprülerinden birisi oldu. Ancak bütün bu imkanlara rağmen Kürt hareketinin sürecin en başından itibaren tereddütlü bir tavır içerisinde olması, milliyetçilik-ırkçılık ya da darbecilik türündeki tanımlamalarla -kimi zaman bunun aksine yönde pozitif tutumlar da alınsa da temelde- iktidara paralel refleksler vermesi bu zeminin daha da güçlenmesine engel oldu. Kürt hareketi AKP’nin zayıflamasını bir şekilde ‘barış sürecinin zayıflaması’ olarak gören bir yaklaşımı nedeniyle Türk ve Kürt halklarının barışmasına vesile olacak önemli bir imkan yeterince güçlendirilemedi.

Devrimci-sosyalist hareketin ise bütün olarak bu dalgayla bütünleşmeye yöneldiği, bu anlamda direnişe önemli bir katkı sunduğu bir gerçek. Her ne kadar solun mevcut gücünün ötesinde bir kalkışma olmasıyla birlikte solla bütünleşen bir dalgadan söz etmek mümkün. AKP’nin hareketi ‘birey ve örgütlü’ ayrımı çerçevesinde bölme arayışları da bu bütünleşme ile boşa çıkarılabildi. Bu süreç boyunca elbette solun da birikmiş zaaflarının bir sonucu olan olumsuzluklardan söz etmek mümkün. Hareketin kendi ilerleme çizgisi içerisinde, onunla bütünleşerek içerden bir enerjiyle büyütmeyi esas alan bir siyaset çizgisi yerine, harekete dar örgütsel çıkarlarla bakarak geliştirilen rekabetçi tutumlar da bu sürecin bir parçası oldu.

Direniş Üzerine Notlar
1- Gezi Parkı, yeni rejimin sömürü ve İslami despotizm doğrultusundaki politikalarının sembolleştiği alan oldu. Polisin acımasız saldırısı ile gelişen patlama da yeni rejimi karşı halkın biriken öfkesine bir kanal açarak ülkenin bütününe yayıldı. Gezi’ye giden sürecin öncesinde baktığımızda da bunu görmek mümkün.  27-31 Mayıs öncesi Türkiye, 1 Mayıs’ın Taksim’de yasaklanması, bu yasağa Kadıköy’ün eklenmesi, gaz bombalarının Taksim’den İnönü Stadına ve taşraya dek her yerde devreye girmesi ile ve elbette ki işçi direnişlerinin diğer toplumsal tepkilerle birleşmesi, dayanışmanın geniş bir coğrafyaya yayılması, serbestleştirme, özelleştirme, güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaşması, sağlık, eğitim ve özelde 4+4+4 eğitim düzenlemeleri ve kadınlara yönelik politikalarında somutlandığı üzere AKP’nin ekonomi-siyaset-ideoloji-toplum bütünlüğünde yeni toplumsal biçimlendirme girişimlerine karşı geniş, sınıfsal, toplumsal tepki ve direnişlerle çalkalanmaktaydı. İşçi-emekçi direnişleri, HES direnişleri, köylü direnişleri, kadın mücadeleleri, üniversite gençliğinin mücadeleleri, kentsel dönüşüm programlarına karşı yürütülen mücadeleler, AKP’nin tüm toplumu biçimlendirme çabalarına karşı gündemden düşmüyor ancak parçalılıkla belirlenip yetmezliğe düşüyor, birleşik bir toplumsal muhalefet kanalına akmanın yolları bulunamıyordu. Fakat bu direnişler ve AKP faşizmine karşı duyulan geniş tepkiler aynı zamanda bir birikim süreci de yaşıyordu. Hemen her alanda, eşitlik, özgürlük, adalet istemleri yükseliyordu. Taksim nezdinde simgeleşen AKP’nin yeni sermaye birikim sürecinin ekonomi politiğine (Taksim’deki simgeleri: AVM-Rezidans-Taksim’in altının otoyollar olarak kurgulanmasına) karşı doğrudan ve dolaylı anti-kapitalist tepkiler söz konusudur. AKP’nin bu kurgusunun Gezi Parkının yok edilmesi, kentsel dönüşüm programları ile bağının bulunması dolayısıyla kentsel planlamanın bilimsel-teknik gereklerine de aykırıdır ve bu durum Taksim Dayanışması’nın ilk oluşumuna yol açmıştır.  Taksim Gezi Parkı ile Emek Sinemasının yıkımı, İstiklal Caddesindeki Demirören İş Merkezi gibi yeni bir AVM’nin varlığı, kentsel, kültürel, çevresel sorunlar ve AKP’nin bütünlüklü ekonomi politiği ile ideolojik-kültürel ve siyasi yönelimlerine duyulan ayrı ayrı tepkilerin yakınlaşmasını ve tek bir eylem içindeki birliğini sağlamıştır. Yeni Osmanlıcılık ve dinci gericiliğin simgeleri olarak Toplu Kışlası yapımı ve Atatürk Kültür Merkezinin yıkımı kararı ile artık doruğa ulaşan din, aile, kadın, gençlik, din, spor, internet, kültür, sanat vb. bütün toplumsal yaşama yönelik politikalarda somutlanan AKP’nin otoriter ideolojik-kültürel, siyasi hegemonya girişimleri, birçok alanda bireysel, sınıfsal ve toplumsal çok bileşenli heterojen tepkilere yol açmış, doğrudan ve dolaylı anti-kapitalist sınıfsal tepki ile bireysel-toplumsal özgürlükçü tepki ve Cumhuriyetçi, laik tepkinin birleşmesine yol açmıştır.

2- Bu direniş tek bir parçasına bakılarak anlaşılamaz genişlikte bir bileşimi bir araya getirdi. Tek birleştirici noktanın sokak olduğu, bir merkezi olmayan ama aynı anda birlikte hareket edebilen direnişin birbiriyle tetikleme ilişkisinin olduğu söylenebilir. Bu bakımdan özellikle merkezlerde gençliğin eylem alanları ile mahallelerdeki eylemler birbirinden kopuk olmamakla birlikte, farklı pek çok niteliğe sahiptir. Gençliğin düzenin yarattığı baskı, kimliksizleştirmeye karşı kimlik kazanma ve yeniden var olma mücadelesi olarak şekillenen bu yönüyle düzene karşı köklü itirazları içerisinde barından direniş; kent merkezlerinde büyük oranda gündelik hayatın İslami bir despotizm yönünde düzenlenmesi, kadınlara yönelik artan baskılarla yeni rejimin dini kodlarının kadın bedenin kontrolü üzerinden inşa çabası, bu doğrultuda gündeme gelen baskı ve yasaklara karşı bir özgürlük arayışı yine Alevilerin dini baskıya karşı itirazları ile AKP düzeninin yukarıdan aşağıya halkın her tür söz hakkını ve ortadan kaldıran, kamusal alandan halkı süren yaklaşımları karşısında bir patlama noktası olarak şekillendi.

3- Direniş kendisine has bir eylem örgütlenme biçimini yaratmıştır. Özellikle gençliğin yeni iletişim teknolojilerini kullanarak geliştirdiği ağlar ve yine düzene karşı isyanlarını ifade ettikleri terminolojiler önemli bir deneyim yarattı. Öte yandan gençliğin eylemciliği ve militanlık tarzının sola meylettiğini, ondan ilham aldığını da söylemek mümkün. Bu nedenle eylemle örgütlü sol arasına mesafe koyan, onun uzağında bir direnişi işaret eden yaklaşımlar doğru değildir. Aksine bu eylemler yeni bir genç kuşağın kendi dili ve terminolojisiyle sola merhaba dediği, belki de ilk kez solla aynı yerde buluştuğu bir süreç oldu.

4- Öte yandan bu eylemlerde halkın kendini ifade ettiği sembollere bakılarak -kuşkusuz bu yöndeki eğilimler de olmakla birlikte- hareketin bütününe ‘milliyetçi-ulusalcı’ tanımlaması yapılması en başından itibaren doğru bir tespit değildir. Artık eski kavramların işlevli olmadığı, eskisi gibi düşünülemeyecek bir durumla karşı karşıyayız. Halkın elindeki her simge bu direniş içinde yeniden anlamlanarak isyanlarının bir ifade aracı haline geldi. Bu direnişin en önemli yanlarından birisi bir sol dalga olarak gerçekleşmiş olmasıdır. Önümüzdeki dönemde bu dalgayla birlikte ortaya çıkan ve büyüyen ülkenin ilerici-demokrat potansiyelinin ülkenin kaderine hükmeden bir iradeye dönüşme imkanları çoğalmıştır.

5- Halk direnişinin solun örgütlü gücünü aştığı muhakkak. Ancak bu direniş solun gelişimine dönük pek çok imkan ve olanağı da içinde barındırmaktadır. Her şeyden önce sola açık olan böylesi bir halk direnişi yıllardır dar bir alana sıkışmış olan sol siyasetin genişleme zeminlerini işaret etmiş ve öz güven kazandırmıştır. Bu yönüyle geniş halk kesimiyle solun büyük bir buluşması olmuştur. Öte yandan böylesi bir hareketin ortaya çıkışında solun mücadelesinin öncülüğü de asla atlanmamalıdır. Yıllardır söylediğimiz gibi, dünyadaki gelişmelere paralel olarak halk isyan ve direnişleriyle sokağın değiştirici-dönüştürücü gücünün fark edildiği, halkın kendi öz gücünü yeniden keşfettiği yeni devrimci zamanların içerisinde ilerliyoruz. 21. yüzyılın devrim ve sosyalizm mücadelesi bu tür patlama, ilerleme ve geri çekilmeler içerisindeki birikim ve deneyimlerle şekilleniyor. Ülkemizde de AKP iktidarına karşı on yıldır kararlılıkla yürütülen mücadeleler hiç de küçümsenmeyecek bir bilinç ve birikim açığa çıkardı. Her şeyden önce teslim olmayan, diz çökmeyen bir irade halkın bu karabasan içinde boğulmasının önüne geçerken, gelişen direniş hareketleri bugün milyonların doldurduğu sokağın yolunu açtı. Bu yüzden örgütlü bir mücadelenin bu direnişin oluşumunda ve gelişimindeki katkısı ve önemi atlanarak sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir.

6- Direnişin pek çok yönüyle solu da öğreten deneyimleri vardır. Böyle ayaklanma anları, on yıllarda elde edilen birikimlerin kısa zamanda öğrenilmesinin vesilesidir. Bu direnişin de böyle bir yanı vardır. Böyle bir hareketin ancak buna toplumsal/sınıfsal zeminlerdeki mevzi, ilişki ve bağlarıyla hazır olan güçlü bir örgütlenme ile yürütülebileceği ortadadır. Solun objektif durumu bunun gerisindedir. Ancak bu bir olumsuzluk olarak görülmenin ötesinde, çıkarılan dersler ışığında bir olumluluğa dönüştürülebildiği oranda faydalı olacaktır. Bir süredir dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmelerin bu doğrultuda şekilleneceğini tespitiyle böylesi dalgalanmaları karşılamak ve halkın direnme eğilimlerini örgütlemek noktasındaki arayışların önemi bu direnişle görülmüştür. Bu eylem, belki de otuz yıllık dönemin yarattığı zihinsel konformizm ve oluşan yeni statükolar temelinde devrimci bir yenilenme doğrultusundaki adımlar önündeki her tür engeli ortadan kaldıracak yeni bir devrimci bilinç zemini oluşturmuştur. O yüzden şimdi yapılması gereken örgütlü bir halk muhalefetinin yaratılmasının imkan ve olanaklarının bir deniz misali açığa çıktığı bu direnişle birlikte bu yöndeki mücadelenin geliştirilmesi noktasında yeni adımlar atmaktan başka bir şey değildir. Halk içerisinde, gençlik içerisinde çok yönlü ilişkiler, dayanışma ve direniş örgütlenmeleri yaratılarak halkın sosyal ve siyasal hareketine dönüşme noktasını esas alan bir hareket zemini yaratılarak bugünkü isyan dalgasıyla buluşmak mümkün. Halkın  bu direnişle kazandığı güç ve solla kurduğu pozitif ilişkinin sonucunda şimdi fiili -doğrudan- demokrasi zeminlerinin inşa edilmesi, dayanışma ağlarının örgütlenmesi ve direnme mevzilerinin bu anlayışla inşa edilmesi daha mümkündür.

7- Direnişin karakterine ilişkin öne çıkan konulardan birisi de ‘örgütsüzlük’ ya da ‘örgütlenmekten uzak duruştur’. Böylesi bir değerlendirmenin özellikle gençlik kesimi için geçerli olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu durum örgütlü siyaset zeminlerinin geçersizliğinin ilan edildiği post-modern örgütsüz/bireysel tepkisel bir tarzın modelleştirildiği bir sonucu da ortaya çıkarmıyor. Bu direniş asıl olarak, bürokratik örgütlenme modellerinin geçersizliğini ilan ederek, yatay örgütlenme ve esnek ilişkiler temelindeki taban inisiyatifine dayanan örgütlenme modelleriyle ancak bu yeni akımın kapsanabileceğini işaret etmektedir. Tek bir örgütsel biçim altında ve bir çatı altında toplanamayacak, farklı model ve örgütlenme biçimleriyle bunların ortak bir politik zemini etrafında birleştirecek bir örgütsel yapının inşası ilk elden çıkarılabilecek sonuçlardan birisidir.

8- Bu mücadelenin önemli zeminlerinden birisi de hareketin bugün Park Forumlarıyla girdiği yeni süreçtir. Hareketin kendi yolunu tayin ederek kendi örgütlü zeminlerine dönük adımlarını attığı Forumlar, halkın kendi ve söz eyleminin geliştiği ‘söz, yetki, karar, iktidar halka’ anlayışının nüvelerinin oluştuğu ve fikri zeminlerinin güçlendiği alanlardır. Bugün direnişin yerel örgütlülüklere dönüştürülmesi, halkın kendi inisiyatifin kendi sözüyle güçlenmesi önümüzdeki dönemde halkın öz örgütlülüklerinin geliştirilmesi noktasında önemli bir deneyim ve toplumsal hafızada yerini alarak halk muhalefetinin yeni bir zemini haline gelmiştir. Bugün bu Forumların yerel halk inisiyatiflerinin kurulması temelinde geliştirilmesi, kent ve yerellerle yeni bir ilişki biçiminin kurulması, sahiplenme ve dönüştürme ilişkisinin geliştirilmesi noktasında kritik önemdedir. Hareket, yukarından müdahalelerle değil ancak içerden bir ivme kazandırılarak geliştirilip güçlendirilebilecektir. Bu noktada örgütlenme meselesini dar anlamda ‘kendi biricik örgütünde bir araya gelme’ olarak bakan yaklaşımların yarattığı olumsuzlukların ortadan kaldırılması ancak içerden bir ilişkiyle Forumlar hareketin doğasına uygun şekilde, halkın kendi inisiyatifinin eseri olmalıdır.

9-  Hareket bir kırılma noktası yaratırken, köklü düzen değişikliğini mümkün kılacak bir irade doğrultusunda şekillenmesinin ancak uzun süreli bir mevzi mücadelesinde örgütlü halk muhalefetinin inşasını görevini de açığa çıkarmıştır. Bu anlamda bugün kısa vadeli çözümlere odaklanarak, hareketin yukarıdan içerilmesine dönük arayışlar son kertede hareketi parçalayan sonuçlar üretmekten öte geçemeyecektir. Hareketin Forum’larla birlikte geliştiği ilerleme çizgisinde çoğaltılarak, mahallelerde, okullarda, iş yerlerinde halkın inisiyatifinin güçlendirilmesini esas alan bir mücadele yürütülmelidir. Hareketin gelişimi içerisinde gündeme gelen birleşik mücadele zeminlerin yaratılması da bu ilerleyişinin parçası olarak gerçekleşecektir.

Bu Daha Başlangıç

31 Mayıs’la birlikte gelişen halk direniş hareketi, bugün yarattığı pek çok sonuçla birlikte ülkemizin geleceği için yeni bir imkan ve umut yaratmıştır. Kısa dönemde köklü dönüşümlere yol açacak bir iradeden söz edilmese de ülkenin özgür ve aydınlık geleceği için önemli bir potansiyelin açığa çıktığı bu tarihsel momentin ilerletilmesi kuşkusuz bu birikimin halkın öz örgütlülüklerinin inşası ile halkın iktidarlaşma sürecinin geliştirilmesi ile mümkün olabilecektir. O yüzden önümüzdeki dönemde bu kırılmanın sonrasını örgütleyecek bir yenilenme doğrultusunda böylesi bir mücadelenin dilinin, örgütlenme ve çalışma tarzının her alanda açığa çıkarılması en temel görevdir.

Bu direniş, eşitlik, özgürlük, adalet, sınırsız demokrasi istemi ile bireysel ve toplumsal varoluşa saygı çağrısı bulunmaktadır. Gezi’den başlayarak bütün sokaklarıyla direnen memleketin sokaklarında yeşeren bu yeni insanın, yeni toplumun işaretleri Türkiye’nin devrimci yeniden kuruluşunun da dinamikleridir.

AKP düzeninin sonunun başladığı ve ülkemizin ve hayatın yeniden kuruluşunun filizlerinin yeşerdiği, halkın bağrında biriken güzelliklerle memleketin derin bir nefes aldığı bu günleri mahallelerde, iş yerlerinde, okullarda, sokaklarda, meydanlarda halkın inisiyatiflerini güçlendirerek hep birlikte bir adım daha ilerleyeceğiz.

Hareket sokaklardan forumlara geliştirdiği ilerleme çizgisi içerisinde gelişerek kendi yolunu bulacak ve devrimci siyaset bu hareketin gelişimi içinde kendi geleceğini de yeniden tayin edecektir.