ÖDP Tartışma Süreci Başlattı : Solda Etkin Bir Güç Oluşturmak

1061

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, yaz dönemi içinde başlattığı Tartışma Sürecini sürdürüyor. Tartışmanın ilk etabını bir değerlendirme süreci olarak gerçekleşen ÖDP,  ikinci etapta ‘Tartışma Süreci için Satır Başları’ metni ile süreci devam ettiriyor.

Tartışmaya rehberlik etmesi amacıyla hazırlanan Tartışma Süreci İçin Satır Başları metninden bazı başlıkları paylaşıyoruz.

Yeni Bir Döneme Başlarken

Türkiye 2000’li yılların başından bu yana bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Devleti, siyasi ve toplumsal yapıyı neoliberal ve siyasal İslamcı faşist bir yapıya dönüştürme doğrultusundaki süreç pek çok aşamadan geçerek gerçekleşti. Siyasal İslamcı rejimin inşa süreci, pek çok aşamadan geçerek gerçekleşti. 2010 anayasa değişikliği referandumu, OHAL altındaki 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran başkanlık seçimleriyle yeni  rejim inşasında önemli bir eşik atlandı.

İktidar blokunun yenilgisiyle sonuçlanan 31 Mart ve 23 Haziran seçimleriyle bu süreçte kısmi bir kırılma meydana geldi. Şimdi, siyasal İslamcı rejim çözülme sürecine girerken muhalefetin nisbi bir denge sağlayacak şekilde güç kazandığı bir dönemdeyiz.

Önceki dönemden kimi yönleriyle farklılık gösteren bu yeni aşamayı dikkate alarak politikamızı gözden geçirecek bir tartışma sürecini başlattık.

Tartışmamızın ilk aşamasını ülke çapındaki toplantılarla tamamladık. Bu toplantılarla tartışmalarımızın ikinci evresine rehberlik edecek tartışma konularımızı saptadık. Yeni dönemde devrimci politika belirlenirken neleri dikkate almalıyız? Örgütsel yapılarımızdaki aksayan yönler nelerdir? ÖDP’nin ve bir bütün olarak hareketimizin eksikliklerini gidererek yeni dönemin ihtiyaçları yanıt verecek şekilde değiştirmek için neler yapmalıyız?

Şimdi, tartışma sürecimizin ikinci aşamasını ilk aşamada ortaya çıkan bu satır başlarının rehberliğinde sürdüreceğiz.

Siyasal İslamcı Faşizme Karşı Birleşik Mücadele Politikası

Hareketimiz, yirmi yıla yaklaşan dönem boyunca siyasal İslamcı faşizme geçiş sürecini durdurmayı öne alan bir siyaset izledi. Ergenekon bağlamındaki darbe  tartışmalarıyla birlikte sol içinde fikri bir karmaşanın yaşanmaya başladığı, sözde demokratikleşme adına iktidarı destekleme eğilimlerinin güçlendiği sürecin henüz ilk dönemlerinde (2007) ülkenin gidişatına ilişkin şunları söylemiştik: Geçmişte siyasi cinayetler işleten, darbeler yaptıran aynı emperyalist güçler, bugün İslami tarikatların ve onların siyasal sözcüsü konumundaki AKP’nin arkasında ve bu kez belki de daha baskıcı bir sistemi onlar eliyle kuruyorlar. (Devrimci Dayanışma, Devrimci Siyaset İçin Güncel Yönelimler-1, s.13)

Bu anlayışla muhalefet hareketlerini de yaklaşan tehlike karşısında uyararak, İslamcı faşizme geçiş sürecini birleşik bir mücadeleye dayanarak engelleyecek somut politikalar oluşturmaya yöneldik. Ancak, Türkiye’nin faşist bir din devletine doğru evrilmesine giden kritik eşiklerde iktidarın soldan da güç almasının önüne geçilemedi. Solda farklı gerekçelerle iktidara doğrudan destek olma şeklinde ya da faşist tehlike karşısında bir tür kayıtsızlık, tarafsızlık içinde dolaylı olarak iktidara güç veren eğilimler tüm bu süreç boyunca farklı biçimlerde ortaya çıktı.

Biz bu süreçte birleşik bir mücadele politikalarımızı hayata geçirme konusunda tam bir başarı sağlayamadık. Kendi dışımızdaki etkenlerin yarattığı sorunlar bir yana her şeye rağmen yapılabilecek bir çok şey vardı. Ancak örgütsel yapımızda taşıdığımız zaaflarımızın sonucu olarak politikalarımızı tüm yönleriyle hayata geçiremedik.

Solda Etkili Bir Güç İhtiyacı

Ancak gelinen noktada iktidarın da tam bir başarı elde edemediği bir durum oluştu. İktidar ağır basmaya devam etmesine karşın bir çözülme sürecine girerken muhalefet ise belli ölçülerde güç kazandı. Bu da iktidar ve muhalefet arasında nisbi bir dengenin oluştuğu yeni bir aşamaya geçilmesi anlamına geliyor.

Muhalefet bloku oluşan bu nisbi denge ortamında ağırlıkla sistemin revize edilmesine yönelik bir çizgiye yöneliyor. Türkiye’nin geleceği bu siyasetlerle giderek çözülmeye başlayan faşist iktidar blokunun yarattığı çürüme ile yeni bir tür ılımlı İslamcılık da denilebilecek sağ  eksende bir restorasyona (ve bu plandaki bir iktidar değişikliğine de) işaret eden muhalefet anlayışlarına doğru sıkışıyor.

Bu gelişmeler üçüncü yol olarak ifade edebileceğimiz bir siyasete olan ihtiyacı daha yakıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Geçtiğimiz dönem boyunca, izlediğimiz Haziran politikası bir yanıyla da bunu işaret ediyordu. İktidar lehine belirlenen güç dengesini değiştirebilmek için Parlamentodaki muhalefet partilerinin dışında bir odağın yaratılması gerekliliği o dönem içinde ifade ettik. Şimdi ortaya çıkan durum böyle bir odağa olan ihtiyacı daha yakıcı hale getirirken, 24 Haziran seçimleri dahil pek çok aşamada bunun başarılamamamısın sonuçları da daha iyi görülebiliyor.

Bugün de muhalefetin dönüştürücü bir nitelikten yoksun olduğu durumda, solda bir güç oluşturulmadan ülkenin daha ileri bir toplumsal değişime yöneltilemeyeceği gerçeği ortada duruyor. Siyasal İslam, devlet içindeki kurumsallaştırılmış yapısından yoksul halkı kuşatan gerici örgütlenmelerine kadar ayakta durmaya devam ediyor.

Şimdi yeni bir dönem başlıyor.

Geçtiğimiz dönemde siyasal İslamcı rejimi geriletecek bir çizgi izledik.  Gelinen noktada kısmen de olsa bu gerçekleşti. Şimdi, çözülmeye başlayan siyasal İslamcı rejimi kökten değiştirmeyi önüne koyan, hayatın her alanına yayılmış bir mücadeleye ihtiyaç var. Böyle bir mücadele için şimdi toplumdaki dip dalgasını devrimci demokratik bir değişim doğrultusunda geliştirecek kurucu devrimci bir muhalefetin nasıl oluşturulabileceği, buna uygun örgütlenmelerin nasıl yaratılacağı sorusu önümüzdeki dönemin belirleyici konuları olarak öne çıkıyor.