ÖDP 7. Kongresi Toplandı: Türkiye'yi Yeniden Kuralım

1199

1.Gün: 9 Haziran 2012

ÖDP Konferansı gerçekleşti

ÖDP Konferansı mahalle birimlerinden seçilen delegelerin katılımı ile toplanıyor. Konferansta alınacak tavsiye kararlar Kongreye sunuluyor.

ÖDP Konferansı İMO Teoman Öztürk Salonunda gerçekleştiriliyor.

Konferans Genel Başkan Yardımcısı Haydar İlker’in konuşması ile başladı. Divan seçiminin ardından ÖDP Genel Başkanı Alper Taş açılış konuşması yaptı. Alper Taş konuşmasında, ÖDP’nin 16 yıllık muhasebesini yaptıktan sonra Partinin geleceği üzerine yapılması gerekenleri anlattı. Alper Taş konuşmasını “şimdi herşey yeniden başlıyor” diyerek bitirdi.

Alper Taş, konuşmasını ÖDP’ye yeni katılan bazı isimlere hoşgeldiniz diyerek bitirdi. Bu isimler arasında Devrimci hareketin önemli isimlerinden Akın Dirik, TTB Merkez Konsey üyesi Osman Öztürk, BirGün Gazetesi yazarı Selami İnce, Kağıthane Hürriyet Mahallesi muhtarı Recep Yılbaşı gibi isimler var.

Alper Taş konuşması sonunda Eş Genel Başkan Adayı Bilge Seçkin Çetinkaya’yı sahneye davet ederek birlkte salonu selamladılar.

Eş Genel Başkan Adayı Bilge Seçkin Çetinkaya bir konuşma yaptı.

Konferans Parti Meclisi çalışma raporu üzerine görüşmelerle sürdü.

PM Çalışma raporu üzerien yapılan konuşmalarda son konuşmayı yapan Melih Pekdemir yaptı. Kürsüye gelişi ile salonda sloganlar yükselen Melih Pekdemir konuşmasında, “Çözümlememiz; ülkenin durumu berbat, çözümümüz direneceğiz, başka yol yok.” dedi. Pekdemir konuşmasının sonunda salona Tek yol devrim sloganını attırdı.

ÖDP Konferansında yarın düzenlenecek Kongreye tavsiye edilecek karar önergeleri görülüşüyor. Daha sonra Parti Meclisi seçimine geçilecek.

2.Gün: 10 Haziran 2012

ÖDP Kongresi Anadolu Gösteri Merkezinde gerçekleştirildi. 620 delegenin konukların katılımı ile gerçekleştirilen Kongre yapılan Divan seçimi ile başladı. Divana Erdal Bakkal olarak tanınan oyuncu Cengiz Bozkurt başkanlığında bir heyet seçildi.

Kongreye, TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, KESK Genel Başkanı Lami Özgen,  DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu, Sosyal İş Genel Başkanı Metin Ebetürk, SES Genel Başkanı Çetin Erdolu, Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, BDP Grup Başkan Vekili Hasip Kaplan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, SDP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Taka, TİHV adına Metin Bakkalcı, Sosyalist Parti Genel Başkanı Mustafa Kahya, TKP MK üyesi Kemel Okuyan, EHP yöneticileri, Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan, Yeni Kıbrıs Partisi Genel Örgütlenme Sekreteri Murat Kanatlı, Samandağ Belediye Başkanı Mithat Nehir, Aknehir Belediye Başkanı Mehmet Mübarek de katıldı.

ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş ve Bilge Seçkin Çetinkaya kongre açılış konuşmalarını yaptı. Daha sonra kongreye katılan konuklar birer selamlama konuşması yaptılar. Konuşmalardan sonra Bandista’nın verdiği konserle çoşkunun arttığı kongre yapılan seçimle son buldu. ÖDP Konferans ve Kongresi sonucunda Eş Genel Başkanlar ile birlikte 31 kişilik Parti Meclisini ve 7 kişilik MDK seçti.

ÖDP 7. Olağan Kongresi Sonuç Bildirisi

Eşitlik ve Özgürlük Temelinde
TÜRKİYE’Yİ YENİDEN KURALIM

Türkiye’de on yıla yakın bir süredir iktidarda bulunan AKP hükümetleri eliyle emperyalizmin ve uluslararası sermayenin desteklediği uluslararası sermayenin çıkarlarına uygun  bir yeni düzen kurulmuş durumda.

AKP’nin bu sözde yeni düzeni sınırsız bir sermaye egemenliğine dayanıyor; işsizliği, güvencesiz ve düşük ücretli çalışmayı, eğitim ve sağlığın paralı hale getirilmesini, doğanın ve yaşamın talan edilmesini esas alıyor.

Ekonomide dışa bağımlılığın pekiştirilmesiyle, Türkiye yabancı sermaye için de bir ucuz işgücü piyasası haline getirildi. Esnek ve güvencesiz çalışma her alanda yaygınlaşırken, emekçilerin ücretleri baskı altında tutuluyor, kıdem tazminatlarına göz dikiliyor, İşsizlik Sigortası Fonu sermayeye peşkeş çekiliyor. İktidarın nüfus artışı arzusu, aslında Türkiye ekonomisinin, ancak genç ve ucuz işgücü sömürüsünün yoğunlaşması ile ayakta tutulabileceği hesabını yansıtıyor. 4+4+4 ilk ve orta öğretim düzenlemesinde görüldüğü gibi hem çocuk yaştaki kadınların muhafazakâr kurgu ile istismarına daha fazla olanak tanınmasını hem de kadın-erkek genç nüfusun ucuz işgücü depolarına yönlendirilmesini amaçlıyor. Kürtaj yasası hazırlıkları bir yandan tecavüzcülüğü resmen onaylayıcı yaklaşımlara kapı aralıyor diğer yandan kapitalizmin gereksindiği artı-nüfus yani yedek emek-gücü depolarına hazırlık amacını taşıyor. Muhafazakâr toplum kurgusu ile sermaye düzeninin gereksinimleri faşizan biçimler içinde kaynaşıyor.

Bu sürecin bir yüzü de kamusal hizmetlerin paralı hale getirilmesidir. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetleri artık sermayenin yeni kâr alanlarının arasına katılmıştır. Bu şekilde ancak parası olanların eğitim hakkına sahip olabildiği ve parası olanlara sağlıklı yaşam hakkı tanınan bir düzen kuruluyor.
AKP’nin kendi rejimini kurma sürecindeki müdahaleleri kimi kesimler tarafından ‘demokratikleşme’ diye görülerek desteklenmişti. Oysa 12 Eylül 2010 referandumu sonrasında yeni bir 12 Eylül rejiminin yürürlüğe konulduğu bütün açıklığıyla görülmüştür. Şimdi artık AKP kendi tekelci iktidarını inşa etmiş durumda. Şimdi de yeni sömürü düzeninin ‘yeni anayasası’ ile tekelci iktidarını tek adam rejimiyle pekiştirip derinleştirecek bir adım daha atmaya hazırlanıyor.
Bugüne dek Özel Yetkili Mahkemeler ve Terörle Mücadele Yasası’na dayanılarak AKP’ye karşı olan her kesim bir şekilde ‘terörist’ ilan edilmiş, mahkûm edilmeye çalışılmış bütün ülke adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür.
Toplumun her kesimi AKP uygulamalarından payına düşeni aldı. Kadın cinayetleri bu dönemde yüzde bin beş yüz artış gösterdi, kadınlara yönelik dışlama, taciz ve tecavüz olaylarında büyük artışlar oldu. Kadınlara muhafazakâr bahanelerle sadece evlerinde hapsolmak ve sadece çocuk doğurmak reva görüldü. İşçiler sendikasızlaştırıldı. Kamu emekçileri, cemaat işlevine sahip yeni tür iktidar yandaşı-sarı sendikalara katılmaya zorlandı. Üniversite gençliği şimdi AKP emrinde olan YÖK tahakkümünde medrese hayatına mahkûm edildi. Basın çok büyük ölçüde ele geçirildi, basın özgürlüğü fiilen iptal edildi.
AKP, tüm zorbalıklarıyla birlikte toplumu ve gündelik hayatı yukarıdan aşağıya dini muhafazakârlık tarzıyla baskı altına alıyor. Özgürlük alanlarını kapatan bir gericilik hâkim kılınmaya çalışılıyor.
Cemaat ve tarikatların etkinliğini güçlendiren AKP bu gün artık devleti ve toplumu dini referanslarla yönetmeye yönelmektedir. Diyanet’in bütün toplumsal hayatı düzenleyen bir kuruma dönüştürülmesi çabaları, dindar nesil yetiştirme stratejisi ve kesintili eğitime geçiş ve son olarak kürtaja ilişkin yasaklar bu yönelimin parçalarıdır. AKP bu şekilde gündelik yaşamı ve özel olarak kadınları hedef alarak sürdürdüğü politikalarıyla özgürlük ve laiklik alanını daraltıyor; kendi acımasız sömürü düzenlerini sürdürebilmek için halkın dinsel inanışlarını bir kalkan olarak kullanmaya çalışıyor.
AKP iktidarı iç politikadan dış politikaya kadar her alanda ABD çıkarları doğrultusunda bir politika sürdürüyor. Ortadoğu’da Libya ile başlayan yeni müdahale sürecinde aktif taşeronluk rolü üstlenen AKP hükümeti, son olarak Suriye’ye dönük bir savaşın da taşeronluğuna soyunuyor.

ABD Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler ve benzeri örgütler marifetiyle kendisiyle uyumlu yeni bir ılımlı İslamcı kuşak yaratma girişimine ağırlık verdi.  Türkiye, bu yeni müdahale tarzı kapsamında ‘ılımlı İslamcı demokratik bir model ülke’ diye sunulurken, AKP’nin de bu çerçevede bölgede etkili kılınması amaçlanıyor. Suriye’ye dönük bir askeri müdahalenin gerçekleştirilmesinin açık çağrıcılığını üstlenen, Suriye’de iç savaşın geliştirilmesi amacıyla sınırları açan AKP iktidarı, bu politikalarıyla Türkiye’yi bölgedeki etnik-dini boğazlaşmanın ve bölgesel bir savaşın tam ortasına sürüklüyor.
AKP iktidarı bu gün Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir çözümünü göz ardı eden bir konumdadır; Kürtleri sadece kendi dayattığı politikalara tabi kılmaya çalışıyor, bunu reddeden Kürtleri de etkisizleştirmeye yöneliyor. Açıkça görülüyor ki bu politikanın bir yanı yine askeri yöntem ve şiddete dayanıyor. Bölgede cemaat-tarikat ağlarının güçlendirilmesi, Hizbullah’ın tekrar aktif hale getirilmesi ve Kürt hareketinin demokratik alandaki güçlerinin KCK operasyonlarıyla etkisizleştirilmeye çalışılması işte bu stratejinin gereği olarak uygulanıyor. Kürt sorununda şiddete dayalı politikalar, Uludere’dekine benzer katliamcı sonuçlarla birlikte sürerken, bütün bunlar bir arada yaşam zeminlerini de tahrip ediyor. Özellikle Batı’da Kürt ve Türk halkının birlikte yaşadığı yerler, etnik bir çatışmanın zeminlerine dönüşüyor.

ARTIK YETER
On yıldır devam eden AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği yer kısaca budur. Ülkemiz her kesimin zorbalıkla baskı altına alınmaya çalışıldığı, emperyalizmin taşeronluğunu üstlenmeye gönüllü,  kentlerin, derelerin yağmalandığı, öğrencilerin, gazetecilerin cezaevlerine doldurulduğu, dinsel gericiliğin güçlendiği bir ülke haline geldi.
Ama artık yeter!
Şimdi, ülkenin sürüklendiği bu karanlık gidişata artık dur demek gerekiyor.

Bu gün demokratlığın, ilericiliğin, devrimciliğin en temel kriteri budur! Bu acımasız soygun ve zulüm düzenine kararlılık ve cesaretle mücadele etmektir.

Artık Yeter! Kadınların bedenleri üzerinde kurulmaya çalışılan tahakküme, gazetecileri, öğrencileri teslim almaya çalışan zorbalığa, kentlerin, derelerin yağmalanmasına, emekçilerin sefalete mahkûm edilmeye çalışılmasına artık yeter.

Şimdi yapılması gereken, AKP’nin baskılarına karşı köylerde, mahallelerde, üniversitelerde örgütlenerek daha kararlı bir mücadeleyi sürdürmek, bu sözde yeni sömürü düzeninin karanlıklar imparatorluğunu yıkarak Türkiye’yi eşitlik ve özgürlük temelinde yeniden kuracak bir irade ve gücü ortaya çıkarmaktır.

Yaratılmaya çalışılan karamsarlık havasına, çaresizlik duygusuna rağmen bu mümkündür.

Dünyada yaşanan gelişmeler de bunun artık daha mümkün ve yakın olduğunu gösteriyor. AKP iktidarının arkasını dayadığı emperyalist-kapitalist sistem derin bir krizle sarsılıyor. Halkların kendi kaderlerine sahip çıkma iradesi güçleniyor, Yunanistan’da olduğu gibi emekçiler krizden çıkış yolunu daha fazla solda aramaya başlıyor.

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de her alanda muhalefet dinamikleri hızla gelişiyor. Bir yandan köylerde, fabrika kapılarında süren direnişler, gençliğin gelişen devrimci muhalefeti, kadınların kendi kimliklerine, benliklerine ve bedenlerine sahip çıkma mücadelesi, toplumun geniş kesimlerindeki özgürlük ve adalet arayışları, devrimci siyaset içerisinde kendilerini giderek daha fazla ifade etmeye yöneliyor; eşitlikçi ve özgürlükçü bir siyasetin devrimci olanakları güçleniyor. Önümüzdeki dönem bütün bu karşı çıkış ve tepkilerin ortak bir mücadele zemininde birleştirilmesi bir zorunluluktur.

ÖDP böyle bir mücadeleyi kararlılıkla yürütece, böyle bir birliktelik ihtiyacından hareketle, Türkiye’yi yeniden kuracak bir iradenin, devrimci bir kurucu iradenin geliştirilmesi yönünde mücadele edecektir.

Bu ülkenin sosyalistleri, devrimcileri ve demokratları her türlü dayatmaya karşı çıkacaklar, yeni bir Türkiye’yi kurma yolunda güçlerini birleştirerek ilerleyeceklerdir.

Tüm halk kesimlerinin doğrudan söz, yetki ve karar sahibi olduğu bir Türkiye’nin yeniden kurulmasında, sosyalistler, devrimciler, demokrasi güçleri üzerlerine düşen görevleri hep birlikte yerine getirecektir.
Türkiye’yi hangi milliyetten, hangi dinden, hangi mezhepten, hangi cinsiyetten olursa olsun tüm ezilen ve emekçi bileşenleriyle ve sınıflarıyla yeniden kurmaya azimliyiz. Bu azmimizin kanıtı ise: Devrimci kurucu irademiz!

Bu irade ve kararlılıkla;
1-ÖDP, AKP iktidarı tarafından hakları çiğnenen emekçilere, gençlere, kadınlara ve tüm toplum kesimlerine yönelik saldırılara karşı gelişen bütün direniş mücadelelerini kararlılıkla sonuna kadar destekleyecektir.

2- ÖDP, Türkiye’nin AKP eliyle hiç de hak etmediği bir karanlığın içerisinde daha fazla sürüklenmesini durdurmak, AKP iktidarının giderek pervasızlaşarak adeta Hitlerleşmeye dönüşen saldırgan politikalarını geriletmek için ülkenin tüm ilerici-demokrat kesimleriyle ve tüm muhalefet dinamikleriyle eylem ve işbirliklerini güçlendirecek, birleşik muhalefet zeminlerinin yaratılmasında inisiyatif alacaktır.

3- ÖDP, bu acımasız sömürü ve zorbalık düzeninden kurtulmanın tek yolunun, bu düzenin yıkacak ve Türkiye’nin eşitlik ve özgürlük temelinde yeniden kuracak devrimci bir kurucu irade ile mümkün olduğuna inanmaktadır. ÖDP, AKP karşısında Türkiye’yi yeniden kurma anlayışı ile mücadele edecektir.