Ne S-400 Ne F-35 BAĞIMSIZ TÜRKİYE

1509

Türkiye; başını ABD’nin çektiği NATO ittifakıyla Çin ve Rusya ekseninde şekillenen Avrasya ittifakının sürdürdüğü küresel hegemonya mücadelesinin çatışma üssü haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu kaygı verici durumun Türkiye’nin riskli bir coğrafyada yer almasının yanısıra AKP rejiminin sürdürdüğü tutarsız ve yönsüz dış politika çizgisinin de bir yansıması olarak da değerlendirmek gerekir.
ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesinin taşeronluğunu üstlenmekle başlayan süreç, Yeni Osmanlıcı bir rüzgar estirme, Esad rejiminin devrilmesiyle bölgenin egemen gücü haline gelme düşleriyle ilerleyerek bugün Türkiye’yi kendilerinin ‘değerli yalnızlık’ olarak nitelediği tecrit edilmiş konuma sürüklemiş; Müslüman Kardeşler modelinin Katar’la birlikte tek savunucusu durumuna düşürmüştür.
İşte bu tutarsız dış politika zihniyeti Türkiye’nin ABD ile Rusya arasında salınmasını, tüm ‘büyük devlet’ olma iddialarına karşın her seferlerinde ülkenin güvenliğini tehlikeye düşüren, ekonomik kaynaklarını tüketen bir konuma sürüklenmesine yol açmaktadır. Yakın zamana kadar hava savunmasını jet uçaklarıyla yapan Türkiye 2013 yılında Çin yapımı HQ-9 hava savunma sisteminin alınmasına karar verdiğini açıklamış, o dönem Amerika ve Avrupa’nın tehditlerine boyun eğilerek bu karardan vazgeçildiği duyurmuştur. Böylelikle dış politikada kolay yön değiştirebilen, omurgası zayıf bir aktör izlenimi vermiştir.
Bugün de S-400 üzerinden ABD ile bir gerilim yaşanmaktadır. Anlaşmanın 2017 Aralık ayında yapıldığının ifade edildiği S-400 tercihinde, Ankara’nın ‘jet krizi’, ‘büyükelçi cinayeti’ gibi Rusya’yla yaşanan sorunları aşma hamlesinin yanında, 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı korku ve panik psikolojisinin de etkili olduğu hissedilmektedir. Nitekim AKP yanlısı basın S-400’lerin 15 Temmuz günü yurda getirilmesine önererek bu ruh halini açığa vurmaktadır.
Tartışmanın teknik boyutları bir yana ABD’nin, Türkiye’nin S-400 kararını CAATSA adı verilen ABD’nin hasımlarıyla mücadele yasa kapsamına sokması, ABD Savunma Bakan Vekili’nin tehditkar mektubu hiçbir şekilde kabul edilemez. ABD’nin ülkemize ve bölgemize yönelik her tür müdahalesinin, tehdit ve şantajının karşısında kararlılıkla durmaya devam edeceğiz.
Ancak, Türkiye’nin hem S-400’leri alırım hem de F-35 ve Patrick seçeneklerini elimde tutarım tavrı da hiç gerçekçi değildir. Memleket derin bir ekonomik kriz içinden geçerken kullanmasam da S-400’ün parasını öderim, ABD’ye de daha yüklü siparişler vererek durumu tamir ederim yaklaşımı da hiç gerçekçi değildir. Yoksul halkımızın silahlanmaya cömertçe saçacak bu kadar parası da yoktur.
Bu krizden AKP’nin dış politika yaklaşımıyla çıkılamaz. Bizim özlemimiz ne S-400’lere ne de F-35’lere para akıtan bağımsız, bağlantısız kişilikli bir dış politikadır.
Türkiye, Ortadoğu’ya yönelik mezhepçi bir anlayışla yürüttüğü maceracılıktan vazgeçmeli, komşularıyla sorunlarını barışçıl bir şekilde çözmeyi ilke edinecek tutarlı ve kişilikli bir dış politika anlayışını benimsemelidir. ABD emperyalizminin ülkemize ve bölgemize yönelik müdahalelerine gerçekten karşı koyabilmenin, küresel hegemonya mücadelesinde büyük güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulabilmenin yolu buradan geçiyor.
ÖDP, bağımsız Türkiye mücadelesini bu anlayışla, anti-emperyalist, anti-kapitalist bir temelde sürdürecektir. Türkiye‘nin, ABD emperyalizmine ve başta NATO olmak üzere onun askeri ve ekonomik tüm yüzlerine karşı, kendi ayakları üzerinde durarak mücadele etmesi dün olduğu gibi bugün de bu devrimci anlayışla mümkündür.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU