NE ASKERİ DARBE NE SİVİL DARBE ÖZGÜR DEMOKRATİK TÜRKİYE

2393

ÖDP, 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL’in ilan edilmesinin üzerinden geçen bir yılı değerlendirdi.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, 15 Temmuz darbe girişiminden Adalet yürüyüşüne gelen süreci raporlaştırdı. Raporla birlikte bir yıllık sürecin analizini de içeren basın toplantısı ÖDP Başkanlar Kurulu Üyeleri Alper Taş, Pelin Bektaş ve Önder İşleyen’in katılımı ile parti genel merkezinde gerçekleştirildi.

NE ASKERİ DARBE NE SİVİL DARBE
ÖZGÜR DEMOKRATİK TÜRKİYE

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin üzerinden 1 yıl geçti. Halkımıza ve ülkemizin geleceğine kasteden bu Fethullahçı askeri darbe girişimini bir kez daha lanetliyoruz. Darbeye karşı direnirken yaşamını yitiren yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

Fethullahçı darbe girişimi engellendi. Ancak darbe girişiminin engellenmesi demokrasinin korunması ve geliştirilmesi anlamına gelmedi. Darbecilere yönelik yürütülen soruşturma ve tutuklamalar devam ediyor. Ancak bugüne kadar bu darbenin kaynağı, arkasındaki zihniyet ve ortaya çıkmasına neden olan koşullara ilişkin gerçek bir hesaplaşma yaşanmadı.

AKP iktidarı, eski ortağı Cemaat ile mücadeleyi kendi iktidarını sağlamlaştırma aracı haline getirdi. FETÖ ile mücadele kapsamındaki girişimler aynı zamanda darbe girişiminin bütününü ve kaynaklarını saklayan bir karartmaya dönüştürüldü.

AKP-Saray rejimi, 15 Temmuz’u fırsat bilerek kendi sivil darbesini derinleştirdi. 15 Temmuz öncesinde başlayan sivil darbe süreci, darbe girişimini de fırsata çevirerek, 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ile sürdürülüyor.

Ülkemiz şimdi Saray-AKP rejiminin sivil darbe yönetimi altında idare edilmektedir. OHAL ve KHK düzeni ile demokratik sistemin tüm kanalları kapatılmıştır. FETÖ ile mücadele muhaliflere karşı yürütülen saldırı ve operasyonunun kılıfı haline getirilmiştir. Yargı tümüyle siyasal iktidarın emir-komuta zincirine sokulmuş, medya susturulmuş, Parlamento yetkisiz kılınmıştır.

Türkiye’nin gerçekten demokratik, özgür, eşit ve kardeşçe yaşanabilecek bir ülke haline gelebilmesi bu askeri ve sivil darbelerle hesaplaşmasıyla mümkündür. AKP, 15 Temmuz Fethullahçı askeri darbe ile gerçek bir hesaplaşma yapmıyor, yapamaz. 15 Temmuz’un muhatabı Cemaat ile iktidar ortaklığı yapan, onunla iç içe geçen AKP hesaplaşmayı iktidarını güçlendirecek şekilde yürütürken, kendisine dokunabilecek noktaları ise karartmakta ve saklamaktadır. 15 Temmuz darbe girişimiyle hesaplaşmak aynı zamanda 20 Temmuz’la derinleşen sivil darbe süreciyle de hesaplaşmaktır.

15 TEMMUZ ASKERİ DARBE GİRİŞİMİNİN KAYNAKLARI

1- Darbenin Niteliği

15 Temmuz darbe girişiminin merkezinde bilindiği üzere Fethullah Gülen Cemaati bulunmaktadır. Bu darbe girişimi ordu içindeki bir cunta faaliyeti olmaktan öte Cemaatin ordu içi ve dışındaki siyasi unsurlarıyla birlikte gerçekleştirdiği askeri bir darbe girişimidir. Bu bakımdan yalnızca ordu içindeki Cemaat örgütlenmesiyle sınırlı olmayan, devletin tüm stratejik alanlarını iktidar ortaklığı içinde ele geçirmiş bir kontr-gerilla yapısının askeri ve siyasal alandan gerçekleştirdiği bütünlüklü bir harekettir. Darbeyle hesaplaşma da bu kapsamda sürdürülebilir.

2- Devlet Politikası Olarak Siyasal İslamın Gelişimi

15 Temmuz darbe girişimi siyasal İslamcı bir niteliği sahiptir. F.Gülen Cemaatinin, amaç ve hedefleri bakımından darbenin amacı ülkeyi kendi anlayışları ve kontrollerinde bir din devletine dönüştürme doğrultusundadır. Bu hedef ve amaçtan ayrı tutarak, darbe girişiminin siyasal İslamcı niteliği görünmez kılınarak 15 Temmuz darbe girişimiyle gerçek bir hesaplaşma mümkün değildir. F.Gülen cemaati, 50’li yılardan itibaren, öncelikle ABD’nin soğuk savaş politikaları doğrultusunda Sovyetler Birliği’ne ve sosyalizmin gelişimine karşı oluşturduğu ‘Yeşil Kuşak’ projesiyle bütünsellik içinde gelişmiştir. F.Gülen, Türkiye’de ilk Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum’daki kurucusudur. Yalnızca F.Gülen cemaati değil, o dönemde siyasal İslamcı akımlar Amerikan desteği ve politikaları doğrultusunda şekillenmiştir. 1950’lerden itibaren Türkiye’nin, ABD emperyalizmine bağımlılık ilişkilerinin derinleşmesiyle başlayan karşı-devrim sürecinin parçası olarak, siyasal İslamcı güçler devlet içinde konumlanma ve iktidar blokunun ortağı haline gelmeye başlamıştır. Siyasal İslamın sıçraması ise 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte gerçekleşmiştir. Türk-İslam sentezine dayanan 12 Eylül ideolojisi doğrultusunda, siyasal İslamcı güçler devlet politikası olarak desteklenmiştir. F.Gülen Cemaatinin sıçraması diğer uçta 90’larla birlikte RP’nin temsil ettiği Milli Görüş çizgisinin ve diğer cemaat-tarikatların toplum ve devlet içinde güç kazanması sonucunda gerçekleşmiştir. Cemaatin okul açma ve okullarını yurt dışına taşıma çalışmalarında Özal’ın rolü bilinmektedir. Özal ile başlayarak, devlet soğuk savaş sonrası dünyada Amerikan politikalarıyla da bütünleşen şekilde Cemaate özel bir misyon yüklenmiştir. Cemaatin devletin emniyet, askeri ve bürokrasi gibi stratajik alanlarına yerleşmesi bu süreçle birlikte derinleşmiştir. Siyasal İslam bu yönüyle 50’lerde başlayan karşı-darbe süreci içinde tedrici olarak devlet içine yerleşmiş, 12 Eylül sonrasında devlet politikası olarak güçlendirilmiştir. Türkiye’yi içinden geçtiğimiz 15 yıllık karanlığa ve onun parçası olan 15 Temmuz kanlı darbe girişimine taşıyan sürecin arkasında bu politikalar vardır. 15 Temmuz sonrasında FETÖ ile hesaplaşma adı altında yürütülen süreç ise, siyasal İslamla ve onun gelişim süreç bağlarını tümüyle kopartmaya dönük bir süreçtir.

3- 28 Şubat, BOP ve AKP-Cemaat Koalisyonu

Siyasal İslamın iktidara geliş süreci ‘ayrı yollardan aynı mevzilere’ yürüyen F.Gülen Cemaati ve AKP’nin yollarının kesişmesiyle gerçekleşti. 2002’ye giden sürecin öncesine bakıldığında iki temel noktanın altını çizmek gerekir. Birincisi, siyasal İslamcı cenahın ve özelinde AKP’nin halen mağduriyet üretmeye çalıştığı 28 Şubat post-modern darbe sürecidir. 28 Şubat, siyasal İslamın geneline yönelik bir müdahale olarak değil, onun belli bir kanadına ve anlayışına yönelik gerçekleştirilmiş müdahaledir. 28 Şubat, Milli Görüşün Batı ile tam entegrasyona imkan vermeyen bu anlamda küresel neo-liberal değişim süreciyle bütünleşmenin önünde engel olarak görünen ve anti-Batı/anti-ABD özellikler taşıyan politik çizgisi siyasal İslam içinde etkisizleştirilmiştir. 28 Şubat bu anlamda tam da İslamcı burjuvazinin küreselleşme ile bütünleşme eğilimlerinin ve onun temsilcisi olarak gelişen Cemaat ve AKP çizgisinin önünü açmıştır. Altı çizilmesi gereken ikinci nokta ise bu hareketlerin, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu’da ılımlı İslamcı bir iktidar kuşağı yaratma projesinin muhatapları olarak öne çıkartılmasıdır. ABD, özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında Afganistan ile başlayan müdahale sürecinde, bölgedeki hegemonyasını ılımlı İslamcılık üzerinden geliştirmiştir. Cemaat ile AKP’nin yolları ılımlı İslamcılık projesi kapsamında kesişmiştir.

4- AKP-Cemaat Koalisyonunun Devletleşmesi

2002 yılında AKP’nin iktidara geliş sürecinin ardından 2010 yılına kadar olan dönemi AKP-Cemaat Koalisyonunun devleti tümüyle ele geçirme süreci olarak tanımlayabiliriz. AKP’nin ilk iktidar dönemi hatırlanacağı üzere AB ve küreselleşme bağlamlı olarak ‘demokratikleşme-değişim’ propagandası etrafında şekillenmiştir. Bu dönem, AKP-Cemaat Koalisyonunun devletin stratejik mevzilerini ele geçirmek üzere yürüttüğü bir mevzi savaşı dönemidir. ABD, Avrupa ve küresel sermayenin desteğiyle, devlet içinde güç kazanmaya yönelik adımlar atılmıştır. 15 Temmuz sonrasında suçu tümüyle Cemaate yüklenen Ergenekon, Balyoz vb davalar ve muhalefete yönelik kumpaslar, bu iktidar değişiminin önünü açmak için AKP’nin ortaklığı ve desteğiyle gerçekleştirilmiştir. Cemaat, AKP ile birlikte yürüttüğü operasyonlar sonucunda emniyet, yargı, ordu ve ve bürokraside kilit ve kritik noktaları ele geçirmiştir. Cemaatin, ülkeyi darbeye götürecek şekilde güç kazanmasının en kritik aşaması bu dönemdir. 15 Temmuz sonrasında görüldüğü üzere TSK’nın tüm üst düzey noktalarının kuşatılması 2002 ile birlikte başlayan sürecin sonucundaki tasfiyelerle mümkün olabilmiştir. Darbe girişimine yönelik yürütülen hesaplaşma süreci ise bu ortaklığı tümüyle gizlemekte, AKP’nin sorumluluklarının üzerini kapatmaya çalışmaktadır. Cemaati 15 Temmuz gibi kanlı bir darbe girişimi yapabilme noktasına taşıyan süreç AKP iktidarının sayesinde söz konusu olmuştur.

5- AKP-Cemaat Koalisyonunda Dağılma ve 15 Temmuz

AKP-Cemaat Koalisyonunun devleti ele geçirme noktasındaki mevzi savaşının son halkası 2010 anayasa değişikliği referandumu olmuştur. Anayasa değişikliği ile birlikte, Cemaat yargıda tam hakimiyet sağlamıştır. 12 Eylül darbesiyle hesaplaşma adı altında gündeme taşınan 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği ülkemizi yeni 12 Eylül’lere taşıyacak yolun taşlarını döşemiştir. Bu tarihten sonra AKP ve Cemaat arasında iktidar ve ekonomik bölüşümden kaynaklanan sorunlarla birlikte BOP stratejisinin Ortadoğu’da uğradığı zorunlu taktik değişimler ekseninde kırılmalar gündeme gelmeye başlamıştır. BOP stratejisinin temel noktalarından biri olan siyasal İslamcı iktidar kuşağı Tunus ve Mısır’da gerçekleşmiştir. Fakat daha sonra Mısır’da Sisi darbesi, Tunus’ta toplumsal direniş ve Suriye’deki tıkanma ile zorunlu değişime uğramıştır. AKP’nin, ABD ile taktik ve görece farklı pozisyonlara düşürek çelişkili bir noktaya sürüklenmesi, siyasal İslamın bölgedeki etkinliğinin kırılması AKP-Cemaat Koalisyonunu çatlatan faktörlerden birisi olmuştur. İçerde ise iktidarın paylaşımına dayanan sorunlar ilk kez MİT Başkanı’nın ifadeye çağrılmasıyla başlayarak, Dershanelerin kapatılması karşı hamlesiyle sürmüştür. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları Koalisyonunun dağılmasının ve cephe savaşının başlangıç tarihi olmuştur. Bu tarihten itibaren devlet merkezindeki çatışma ile ilerleyen süreç 15 Temmuz darbe girişimiyle sonuçlanmıştır. Bu anlamda 15 Temmuz darbe girişimi siyasal İslamcı güçlerin iktidar kavgasının sonucu olarak gerçekleşerek, ülkemizi daha derin bir karanlığa sürüklemiştir.

5- Emperyalizm, Cemaat, Siyasal İslam ve Darbe

15 Temmuz’un ardından AKP cephesinden darbe girişiminin ABD ile ilişkilerine yönelik zaman zaman kimi iddialar gündeme getirildi. Bu iddialar emperyalizmin ülkemiz üzerindeki etkisine yönelik gerçek bir tartışmadan öte ABD ile yaşanan güncel çelişkilerle sınırlı kaldı ve milliyetçi-İslamcı konsolidasyon için araçsallaştırmanın ötesine geçmedi. Emperyalizmin 15 Temmuz ve darbelerle ilişkisinin ortaya konulması, öncelikle siyasal İslamla emperyalizm bağının ortaya konulması ile mümkündür. Yukarıda da ifade etttiğimiz üzere Cemaat ve AKP’nin tarihsel gelişimi ve iktidara geliş süreçleri Yeşil Kuşak projesinden BOP’a uzanan bir seyirde emperyalizmle ittifak içinde, emperyalizmin desteği altında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla 15 Temmuz darbe girişiminde ABD’nin ya da ABD içindeki belli odakların rolüne ilişkin tartışma, AKP’nin güncel çelişkilerinin ötesinde ülkemizin emperyalizme bağımlılık ilişkileri ve siyasal İslamın özel konumundan ayrı ele alınamaz.

 

DARBE GİRİŞİMİNİN SİYASİ AYAĞI AÇIĞA ÇIKARILMADAN VE YARGILANMADAN DARBEYLE GERÇEK BİR HESAPLAŞMA MÜMKÜN DEĞİLDİR

1- 15 Temmuz, Soruşturmalar ve Karartma

15 Temmuz darbe girişimine yönelik 1 yıldır yürütülen soruşturmalar sonucunda, darbe girişiminin açığa çıkartılması bir yana pek çok yönüyle darbe girişimi karartılmaktadır. Meclis Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı rapor öncelikle darbe girişiminin hem tarihsel arka planını hem de güncel ilişkilerini ortaya koymak bir yana, onları çarpıtmaktadır. Meclis Araştırma Komisyonu raporunda, Cemaatin dinsel yapısı ve siyasal İslamcı hedefleri tümüyle değerlendirme dışı bırakılmış, Cemaat ‘din dışı odak’ olarak tanımlanmıştır. Öte yandan Cemaat’in AKP ile iktidar ortaklığına değinilmemiş, bu anlamda darbenin siyasal ayağına yönelik de bir karartma yapılmıştır. Bu soruşturma kapsamında darbe gecesinin karanlıkta kalan yönlerinin aydınlatılmasına yönelik muhataplarla görüşmeler yapılmamıştır. Bu anlamda Meclis Araştırma Komisyonu, darbe girişimi ve F.Gülen cemaatinin niteliği, ilişkileri ve eylemleri hakkında gerçek bir hesaplaşmanın önünü açacak bir soruşturma yerine, darbe girişimini iktidarın belirlediği sınırların içine hapsetmiştir.

2- Cemaat Gerçeği 15 Temmuz’da mı Keşfedildi?

15 Temmuz soruşturması, F.Gülen Cemaatinin devletin tüm kurumlarında bu denli etkili bir konuma gelirken, nasıl fark edilmediği (!) sorusuna bir yanıt vermelidir. Meclis Araştırma Komisyonu’na konuşan eski MİT Başkanları ve Genel Kurmay Başkanları’nın açıklamaları, AKP’nin iktidarda olduğu dönemde TSK içindeki Cemaat örgütlenmesine ilişkin hazırlanan pek çok raporun olduğunu ortaya koymaktadır. Hazırlanan bu raporlar AKP tarafından değerlendirilmeye alınmamış, aksine Cemaatin unsurları Ergenekon, Balyoz süreçleriyle birlikte terfi ettirilmiştir. MGK’nın Cemaati iç tehdit olarak tanımlaması, AKP iktidarınca yok sayılmıştır. Darbe girişimiyle gerçek bir hesaplaşma için bu dönemde sorumlulukları olan herkes hesap vermelidir.

3- Darbe Günü ve Gecesi Aydınlatılmalıdır

15 Temmuz’un karanlık noktalarının açığa çıkarılması için yapılan soruşturmalarda MİT Başkanı ve Genel Kurmay Başkanı’nın kamuoyundaki tüm sorulara net yanıtlar vermesi gereklidir. Darbe istihbaratının MİT’e öğleden sonra ulaştığı ortadadır. Bu bilgi ulaştığı andan itibaren MİT ve Genelkurmay darbe girişimine engel alacak önlemleri alma noktasında yeterli çabaları göstermedikleri görülmektedir. Darbe öncesinde İzmir’de yürütülen bir soruşturma kapsamında Cemaatin TSK içindeki yapılanmasına ilişkin kapsamlı bir operasyonun yapılacağı bilinmektedir. Darbe girişimi bu soruşturma ile yaşanacak tasfiyeye engel olmak için bir tür son hamle olarak gündeme gelmiş olabileceği de ortadadır. Dolayısıyla aslında TSK içindeki Cemaat yapılanması büyük ölçüde bilinirken ve darbe istihbaratı önceden alınmışken, henüz darbe girişimi başlamadan neden gerekli müdahalenin neden yapılmadığına ilişkin sorular açıklığa kavuşmamıştır. 15 Temmuz’un üzerindeki bu sis bulutu bu kanlı girişimle hesaplaşmak için kaldırılmalıdır.

4- Darbe Girişiminin Siyasi Ayağı Açığa Çıkarılmalıdır

Darbe girişiminin siyasi ayağına yönelik herhangi bir soruşturma halen yürütülmemiştir. Darbe niteliği itibariyle TSK içindeki bir cunta faaliyetinin ötesinde başta da belirttiğimiz üzere Cemaatin bürokrasi ve siyasi alanla birlikte yürüttüğü bütünlüklü bir harekettir. 1 yıldır yürütülen soruşturmalar kapsamında TSK’dan emniyete, kamunun tüm alanlarına yönelik operasyonlar sürdürülürken, ByLock kullanımı üzerinden bu operasyonlar her alanda yürütülürken siyasi ayağına yönelik tek bir adım dahi atılmamıştır. 15 Temmuz darbe girişiminde fiilen bulunan askerler dışında darbenin siyasal merkezi operasyon dışı tutulmaktadır. AKP, 1 yıldır kendisi dışındaki tüm muhalif yapıları FETÖ’cülükle itham edip, Cemaatle ile hiç bir ilgisinin olmadığı kesin olan muhalifleri bu iddiayla tutuklarken siyasi ayağını es geçmeye devam etmektedir. 10 yıl ülkeyi birlikte yöneten, Cemaatin önündeki her tür engeli kaldıran, ‘ne istediniz de vermedik’ itiraflarının yapan AKP’nin bu Cemaat ilişkisinin dışında olduğu iddiasının hiçbir geçerliliği yoktur. AKP, darbe girişiminin kendi içine uzanan yanlarını saklı tutmaktadır. 15 Temmuz’la hesaplaşmak için darbe girişiminin tüm uzantıları, Cemaatin devlet içindeki ve siyasal alandaki tüm ilişkileri açıklığa kavuşturulmalı bunun için tüm soruşturmalar şeffaflık içinde yürütülmelidir.

FETÖCÜ ASKERİ DARBE GİRİŞİMİNDEN AKP’NİN SİVİL DARBESİNE

Fethullahçı askeri darbe girişiminin ardından, darbeyle hesaplaşma adı altında AKP’nin sivil darbe süreci başlatıldı. 15 Temmuz öncesinde başlayan sivil darbe, 15 Temmuz fırsat bilinerek, 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ile birlikte derinleştirildi. Türkiye bir yıldır bir sivil darbe süreci içinden geçiyor. 15 Temmuz darbe girişimiyle hesaplaşmanın yolunu açmak bu anlamda AKP’nin sivil darbe süreciye hesaplaşmaktan ayrı ele alınamaz.

1- Meclis İşlevsizleştirildi

20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamındaki KHK yetkisinin alınmasıyla birlikte Meclis’in yetkisiz kılındı. 15 Temmuz gecesinde darbeciler tarafından bombalanan Meclis, 5 gün sonra yetkisizleştirildi. AKP’nin 15 Temmuz öncesinde başlayan sivil darbe sürecinin önemli hedeflerinden biri Meclisi yetkisizleştirerek fiili Başkanlık sistemini resmileştirmekti. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, bizzat Erdoğan tarafından rejimin fiilen değiştiğinin ilan edilmesiyle beraber, Meclis yetkileri Saray’a doğru kaydırıldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL ilanıyla birlikte, bu geçiş Meclis’in yetki ve egemenlik hakkını ortadan kaldırarak gerçekleştirildi. Hileli anayasa değişiklik paketiyle fiili Başkanlık rejimi resmileştirildi.

2- Yargıya Tam Denetim ve Düşman Hukuku

OHAL yetkilerinin alınması, fiili tek adam rejiminin KHK düzeniyle hayata geçirilmesiyle birlikte yargı üzerindeki denetim de mutlaklaştırıldı. Siyasal iktidarının aracı haline getirilen yargı, 15 Temmuz sonrasında iktidar blokunun dışında kalan tüm kesimlere karşı kullanılan bir sopaya dönüştürüldü. Bu dönemle birlikte FETÖ ve darbeyle mücadele adı altında ‘düşman hukuku’ yürürlüğe konuldu. AKP’nin tanımladığı siyasal ekseninin dışında kalan tüm yurttaşlar ‘düşman hukuku’ çerçevesinde ‘terörist’ ilan edilerek potansiyel suçlu olarak ilan edildi. Bu çerçevede yargılamalar da hukuki bir zemine dayandırılmaksızın, iktidarın hedefe koyduğu kesimlere yönelik doğrudan suç üretme ve ceza kesme mekanizmasını dönüştürüldü. FETÖ soruşturması bahanesiyle, FETÖ ile hiçbir ilişkisi olmayan muhalif gazeteciler, milletvekilleri ve yurttaşlar tutuklandı. 15 günlük gözaltı süreleri ile kötü muamele ve işkence iddiaları yoğunlaştı.

3- Demokrasi ve Özgürlükler Askıya Alındı

15 Temmuz sonrasında ‘demokrasi nöbetleri’ tutulurken, meydanlarda demokrasi propagandası yapılırken demokrasi ve özgürlükler OHAL ile askıya alındı. KHK’larla 100’bin üzerinde insan kamudan ihraç edildi. KHK ihraçları FETÖ ile mücadele adı altında gerçekleşse de AKP’li olmayan herkese yönelerek yüz binlerce insanın mağduriyetine yol açtı. Bu Suça Ortak Olmayacağız bildirisini imzalayan ‘Barış İmzacıları’ üniversiteden ihraç edildi. Kamudan ihraç edilenler yalnızca işsiz bırakılmakla kalmadı sivil ölüme terk edildi. Yargıya ulaşım, yurtdışına çıkış ve başka iş bulma hakları ellerinden alındı. İhraçları incelemek için kurulan OHAL Komisyonu ise aylardır işlerlik kazanmadığı gibi iktidarın yargı sürecini uzatmak için oluşturduğu bir mekanizma görüntüsünün ötesine de geçmedi.

4- Gazeteler ve Siyaset Susturuluyor

Bu dönemde baskının yoğunlaştığı alanlardan birisi de medya alanı ve siyaset oldu. OHAL ilanının ardından, muhalif gazete ve TV’ler KHK ile kapatıldı. Buna paralel onlarca muhalif gazeteci tutuklandı. Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarına yönelik operasyon, Sözcü’nün muhabirleri ve pek çok gazeteci bu süreçte hapse atıldı. Saray-AKP rejimi, hayatı Cemaat ile mücadele içinde geçmiş, Cemaat kumpasıyla cezaevinde yatırılmış Ahmet Şık’ı FETÖ’cülükten tutukladı. HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, milletvekilleri, seçilmiş Belediye Başkanları ve son olarak CHP Milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı.

5- Devlet Tarikat-Cemaatler Arasında Yeniden Paylaşılıyor

15 Temmuz sonrasında devlette yeniden yapılanma gündeme geldi. F.Gülen cemaati devletten tasfiye edilmeye başlandı. Peki Cemaatin yeri nasıl dolduruluyor? Saray-AKP rejimi, bir cemaati tasfiye ederken yerini başka bir cemaatle doldurmaktadır. Bahçeli’nin MHP’si ile birlikte tarikat-cemaat koalisyonu devleti yeniden paylaşmaktadır. Devletin kurumsal varlığını, yurttaşlık bağını ortadan kaldıran bu kadrolaşma, gelecekte Türkiye’yi yeni bir 15 Temmuz’a sürükleme riskini içinde taşımaktadır.

6- OHAL Emekçilere Saldırının Aracı Kılındı

OHAL KHK’larıyla emekçilerin kazanılmış hakları gasp ediliyor. Saray-AKP rejimi, ekonomide yaşanan daralma ve krizin faturasını, OHAL’den yararlanarak emekçilere yüklüyor. Bu dönemde işçi grevleri OHAL gerekçesiyle yasaklandı. Varlık Fonu ile kamunun birikimlerine el konuldu. Yeni bir Duyun-i Umumiye olan Varlık Fonu ile kamu birikimleri borçlanmak için yabancılara ipotek edildi. Hafta sonu tatili kaldırıldı. Kıdem Tazminatı gaspı için çalışmalar sürdürülüyor. Emeğin her düzeyde güvencesizleştirilmesi için kamu personeli rejimi yeniden gündemde. Emeği her düzeyde güvencesizleştiren, emekçilerin hak arama yollarını kapatan ve kazanılmış haklarını ortadan kaldıran uygulamalarla OHAL patronların yeni koruma kalkanı haline getirildi.

 

ÖZGÜR DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN
GEÇİŞ TALEPLERİ

1- 15 Temmuz darbe girişiminin siyasi sorumluları ortaya çıkarılmalı ve yargılanmalıdır. Darbe girişimi yargılamaları adil ve şeffaf biçimde yargı bağımsızlığı içinde gerçekleştirilmeli, 15 Temmuz’un karanlık noktaları aydınlatılmalıdır.

2- OHAL ve KHK düzenine son verilmeli, KHK’lar tüm sonuçlarıyla birlikte yok sayılmalı, bundan kaynaklı mağduriyetler giderilmelidir.

3- OHAL koşullarında gerçekleştirilen, sonucu YSK hilesiyle tayin edilen anayasa değişikliği meşru değildir. Anayasa değişikliği referandumu iptal edilmelidir.

4- Demokratik siyasetin önü açılmalı, tutuklu milletvekileri ve gazeteciler serbest bırakılmalı, düşman hukukuna dayanarak gerçekleştirilen yargılamalara ve muhaliflere yönelik operasyonlara son verilmelidir.

5- Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

6- Yargı bağımsızlığı güvence altına alınmalıdır. Yargının üzerindeki iktidar baskısına son verecek, kuvvetler ayrılığını belirginleştirecek düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

7- Erkek adalete son verilmeli, kadınlar üzerindeki her türlü ayrımcılığı, şiddeti, cinayetleri, tacizleri cesaretlendiren gerici zihniyetle hesaplaşılmalıdır.

8- 15 Temmuz askeri darbesi ve 20 Temmuz sivil darbesi siyasal İslamcı güçlerin darbeleridir. Darbeyle hesaplaşmak siyasal İslamla hesaplaşmaktan ayrı ele alınamaz. Darbelerle hesaplaşmak aynı zamanda laikliği kazanmakla mümkündür. Eğitim alanı başta olmak üzere laikliği yok eden her tür girişimden vazgeçilmeli, cemaat-tarikat yapılarının devlet içindeki varlığına son verilmelidir.

9- 15 Temmuz darbe girişimiyle mücadele, 20 Temmuz sivil darbe sürecinden bağımsız düşünülemez. Darbelerle hesaplaşmak demokrasinin her düzeyde geliştirilmesi ile mümkündür. Tek adam diktasına karşı, demokratik bir Parlamenter sisteme geçiş ve halkın kendi Meclisleriyle doğrudan söz ve karar sahibi olduğu gerçek bir demokrasi ile ancak darbelerle hesaplaşılabilir.

10- 15 Temmuz darbe girişimi ve ülkemizin bugünkü sivil darbe süreciyle hesaplaşmak aynı zamanda emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır. Bu bağlamda emperyalizmle ekonomik-siyasi tüm bağımlılık ilişkilerine son verilmeli, ülkemizdeki ABD ve NATO üsleri kapatılmalıdır.

11- Saray-AKP rejimininin emperyalizmin tezgahında geliştirilen bölge savaşında, fetihçi-mezhepçi politikalarla izlediği savaş siyaseti ülkemizi felaketin eşiğine getirdi. Bu felekatten çıkış için içerde ve bölgede barış politikası hakim kılınmalıdır.

12- Ülkemizi bölgesel kaostan, etnik çatışma zemininden çıkarmak için Kürt sorununun birarada yaşam ve eşit yurttaşlık temelinde demokratik çözümünün yolları bulunmalıdır.

13- Emeğe yönelik saldırılara son verilmelidir. Sosyal adaleti geliştirecek şekilde güvenceli çalışma, insanca yaşayabilecek ücret ve sosyal politikaları geliştiren bir anlayış ülke yönetimine hakim kılınmalıdır.

14- Yağma ve talan ekonomisinin sonucunda, doğamızın yaşam alanlarımızın yok edilmesine son verilmelidir. Ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynakları halkın çıkarını temel alarak, halkın söz sahibi olduğu ve doğayla uyumu esas alan bir anlayışla korunmalıdır.