MEKTUP – Hayri Kozanoğlu

951

BASINA VE KAMUOYUNA

Genel Başkanımız Hayri Kozanoğlu Mersin’de başlayan, Trabzon, Samsun, Adapazarı’na kadar uzayan olaylar ve son siyasal gelişmelere ilişkin partimizin düşüncelerini ve değerlendirmesini ifade eden ekteki mektubu AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, TBMM Başkanı Bülent Arınç’a , Ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a, parlamentoda yer alan ve almayan siyasi partilerin Genel Başkanlarına, TÜRK- İŞ, DİSK, KESK, HAK-İŞ, TMMOB, TTB, Türk Eczacılar Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği, TÜRMOB ve diğer emek örgütlerinin ve meslek odalarının Genel Başkan ve yöneticilerine, çok sayıda siyaset insanına, gazete ve medya yöneticilerine, düşün ve sanat insanına göndermiştir.

Bilgilerinize sunarız.

Haydar İlker
Genel Başkan Yardımcısı
14 Nisan 2005

Ek: Genel Başkan Hayri Kozanoğlu’nun mektubu.

Sayın……………..

Sizinle ülkemizde son günlerde yaşanan siyasal gelişmelere ilişkin görüşlerimizi paylaşmak istiyoruz, içinden geçtiğimiz dönemde karşılıklı iletişimin çok önemli olduğuna inanıyoruz.

Günlerdir televizyonlarda vahşet görüntülerini izliyor; gazetelerde linç haberlerini okuyoruz. “Milli hassasiyet” bahanesiyle sokaklarda linç edecek “sözde vatandaşlar” arayan, kendi gibi düşünmeyen herkesi düşman gören bir milliyetçilik giderek toplum içinde taraftar buluyor. Yakın geçmişinde milliyetçi – ırkçı saldırganlığın yarattığı katliamları yaşamış olan bu ülke şimdi geleceğinden kaygı duyuyor. Aydınların “Kaygılıyız , Uyarıyoruz” başlıklı bildirileri bu gerçeğe ışık tutuyor.

Derin bir yoksullaşmanın pençesinde kıvranan; köklü sorunlarını çözemedikçe ekonomik, politik ve sosyal alanlarda sürekli krizlere sürüklenen bu ülkenin önünde şimdi ikili bir yol var. Ya kendi sorunlarıyla yüzleşmeyi göze alıp bu sorunları özgürlükçü ve demokratik yöntemlerle çözmek; ya da baskıcı, yasakçı bir yönde bataklığa saplanmak.

AKP’nin iç ve dış politikadaki yönelimlerine bağlı olarak yeni çatışmaların, gerilimlerin gündeme geleceği kritik bir eşikteyiz. Hükümetin IMF direktifleriyle uygulamaya koyduğu neo-liberal ekonomi politikalarının yarattığı derin toplumsal yıkım; AB süreciyle birlikte gündeme gelecek ekonomik altüst oluşlar ırkçı, milliyetçi tepkiler için uygun bir toplumsal ortam yaratıyor. AKP hükümetinin ABD’nin savaş ve işgal politikalarına net bir tavır alamayışı, özellikle Ortadoğu’da Türkiye’ye biçilmeye çalışılan yeni rol neredeyse tüm kesimlerin tepkisine neden oluyor, inandırıcılığı kalmamış bir hükümet görüntüsüne katkıda bulunuyor.

Görülen o ki büyük bir parlamento gücüne sahip olan AKP Hükümeti bu sorunları çözebilecek cesarete sahip değil. O nedenle de kendi sonunu da hazırlayacak gelişmeler karşısında ikircikli bir tutum takınmaya devam ediyor. Ekonomiyi IMF’ye, demokratikleşmeyi AB’ye, dış politikayı ABD’ye bırakarak sorunların çözülemeyeceği son derece açıktır.

Artık AKP iktidarı için balayı bitti. Merkez partilerin çöküşü nedeniyle halkın oy desteğini alarak hükümet olan AKP halkın hiçbir sorununu çözemeyerek derin bir umutsuzluk yarattı. Yüksek büyüme oranları, düşen enflasyon vb. ekonomik göstergelerdeki iyileşme ne yoksullaşmayı ne işsizliği ortadan kaldırabildi. Egemen medyanın sınırsız desteği ile allanıp pullanan Hükümet giderek halkın gözünde puan kaybediyor. Irkçı-milliyetçi eylemlerin taraftar bulmasına zemin hazırlıyor.

Çıkış yolu, eşitlikle özgürlüğü bağdaştıran,bu iki değerin birbirini besleyip, güçlendirdiğini kavrayan bir anlayıştır. Bir yandan Kürt yurttaşların kimlik, kültür taleplerinin yaşam bulmasını sağlayan; tüm azınlıkların kendini bu ülkenin eşit yurttaşları görebilmesine olanak tanıyacak bir hoşgörü ve kaynaşma zemini yaratan; basın özgürlüğünü, kadınların, gençlerin sokaklarda kendilerini ifade edebilmesini güvence altına alan “çok kültürlü, çok kimlikli” bir Türkiye. Öte yandan eğitimi, sağlığı, sosyal güvenliği bir yurttaşlık hakkı kabul eden; işsizliğin, yoksulluğun çözümünü ülkenin en temel sorunu olarak gören “ sosyal ve eşitlikçi” bir Türkiye.

AKP’nin kimliksiz, yönsüz politikaları karşısında milliyetçi-ırkçı düşünceler tepkileri örgütlüyor. Ana muhalefet partisi CHP de oy toplama kaygısıyla DSP’nin 19 Nisan seçimleri arifesindeki rolüne soyunuyor, ”milli hassasiyetler” söyleminin arkasına gizleniyor, milliyetçi anaforun peşinden sürükleniyor. Kırk katır mı kırk satır mı? Bu ikileme mahkum değiliz. Bugün toplumsal muhalefet açısından çıkış yolu bu ikilemi ortadan kaldırmak; hem özgürlüklere ve demokrasiye, hem de sosyal politikalara sahip çıkan bir siyasal programı emekten yana güçlerle birlikte hayata geçirmektir. Korkmadan, sinmeden, geri adım atmadan en geniş kesimlerle birlikte temel hak ve özgürlüklere kıskançça sahip çıkmaktır.

Saygılarımla.

Hayri Kozanoğlu
Genel Başkan
13 Nisan 2005