Kaza değil Cinayet! Katili Biliyoruz!

965

Özgürlük ve Dayanışma Partisi Eş Genel Başkanları Alper Taş ve Bilge Seçkin Çetinkaya yaptıkları açıklama ile İstanbul Boğazında göçmenleri taşıyan sandalın alabora olması ile ilgili bir açıklama yaparak “Karadeniz’de yaşanan göçmen faciası bir deniz kazası değil, ayrımcı, ırkçı sınır ve göçmen politikalarının sebep olduğu bir cinayettir. Onlarca göçmeni 2-3 yaşında çocuklarıyla beraber bir kayık içerisinde Karadeniz’in azgın sularına açılmak zorunda bırakan koşulları yaratan herkes cinayetten sorumludur.” dedi

Açıklamanın tam metni:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bezm-i Alem Üniversitesi açılış töreninde Türkiye’ye sığınan göçmenlere ne kadar iyi koşullar sağlandığını, ne kadar çok para harcandığını anlattığı saatlerde İstanbul Boğazı Karadeniz çıkışında aralarında çocuklarında bulunduğu 40 göçmeni taşıyan bir sandal alabora oldu. Şu ana kadar 7 göçmen sağ olarak kurtuldu; çoğu çocuk 24 göçmenin cesedine ulaşıldı. Kayıp göçmenler için arama çalışmaları devam ediyor.

Muhtemeldir ki Türkiye kamuoyu önümüzdeki bir kaç gün küçücük bir tekneye nasıl bu kadar göçmenin sığdırıldığı, kaptanın kaç para aldığı, göçmenlerin hangi ülkeye gitmeye çalıştığı gibi “detayları” tartışacak ve ardından bu trajik olay da diğer her şey gibi unutulup tarihin tozlu raflarında yerini alacaktır.

Aynı Soma’da Ermenek’te olduğu gibi yaşanan cinayetin aslında bir kaza, kader, fıtrat veya kişisel ihmal olduğuna bizi inandırmaya çalışacaklar.

Biz nasıl Soma’da, Ermenek’te yaşanan cinayetlerin asıl sorumlusunun kar hırsıyla insanları yerin yedi kat altında en temel haklarından yoksun bir şekilde çalışmak zorunda bırakan para babaları ve onların temsilcileri, AKP’nin ölüm saçan düzeni olduğunu biliyorsak, Karadeniz’de bugün katledilen onlarca göçmenin de katilini biliyoruz.

Yüzbinlerce göçmenin evini yurdunu bırakıp başka bir ülkeye sığınmak zorunda bırakılması yetmiyormuş gibi, bir de göçmenler sığındıkları ülkelerde ırkçılığa, ayrımcılığa maruz kalıyor,  temel ihtiyaçlarının dahi sağlanamadığı kamplarda yaşamak zorunda bırakılıyor yadabugün olduğu gibi sınır güvenliği adı altında Akdeniz’de, Karadeniz’de ölüme terk ediliyorlar.

Türkiye de göçmenleri ölüme terk eden ülkelerden biridir. Emperyalizmin taşeronluğunu yapan AKP’nin Suriye ve Irak’lı göçmenlere “kucak açtığı” ucuz bir propagandadan ibarettir. Türkiye’de yüzbinlerce göçmen hiç bir statüye sahip olmadan sokaklarda yaşamak zorunda kaldığı gibi binlercesi temel ihtiyaçlarının bile karşılanamadığı kamplarda yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Bunlarda yetmiyormuş gibi sığınmacılar dinine, milletine, mezhebine göre ayrımcılığa maruz kalmaktadır.

Buradan AKP hükümetine soruyoruz;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye sığındığını açıkladığı 1 milyon 600 bin göçmen şu an hangi koşullarda, hangi kamplarda ve yaşam alanlarında istihdam edilmektedir?

Bu sığınmacılardan kaç tanesine kış şartlarına dayanabilecek koşullar sağlanabilmiştir?

Bu sığınmacılardan kaç tanesi göçmen statüsüne sahiptir?

AKP hükümeti Türkiye’ye sığınan yüzbinlerce insanın durumunu iç ve dış siyaset malzemesi yapmaya derhal son vermelidir.

Tüm göçmenlere din, dil, mezhep ayrımı yapmadan eşit muamele edilmeli ve temel insan hakları sağlanmalıdır.

Binlerce yıldır yaşadıkları yerleri bırakıp ülkemize sığınan göçmenler ile bir kardeşlik ilişkisi kurmak her şeyden önce bir insanlık meselesidir.

Karadeniz’de yaşanan göçmen faciası bir deniz kazası değil, ayrımcı, ırkçı sınır ve göçmen politikalarının sebep olduğu bir cinayettir. Onlarca göçmeni 2-3 yaşında çocuklarıyla beraber bir kayık içerisinde Karadeniz’in azgın sularına açılmak zorunda bırakan koşulları yaratan herkes cinayetten sorumludur.”