İMF’ye Selam, Neo Liberal Programa Devam !

464

3 Kasım 2002 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan AKP’nin tek başına kurduğu 58. hükümetin programı, AKP’nin kendi iç yapısının çelişki ve dengeleri üzerine kurulmuş ‘’koalisyon ’’ programı görünümündedir.

58. Hükümet programı, belirsizliklerle doludur. Oylarını aldığı yoksulların,emekçilerin, tarım üreticilerinin ve işsizlerin sorunlarını nasıl, hangi yöntem ve hangi kaynakla çözeceğine dair somut bir yaklaşım sunmamaktadır. 

Egemen sınıfların ana yönelimi olan kapitalist küreselleşmeye entegrasyonu amaçlayan 58. Hükümet programı, daha önceki üçlü koalisyonun uygulamaya geçiremediği AB uyum yasalarını ve uygulamalarını yaşama geçirmek, İMF patentli ekonomik programı “sosyalleştirilme” şekerine bulayarak sunmak perspektifi ile hazırlanmıştır. Sosyalleştirme gereği gelinen aşamada İMF yetkililerince de dile getirilmektedir. Hızla yoksullaştırılmış, açlık sınırına itilmiş kesimlere dönük “bir tutam bal” hesabı ile dayanışma fonu vb. yaklaşımlarla gündeme getirilen sadaka nitelikli programlar yoksulluğu ve işsizliği ortadan kaldıramaz.Sosyal bir İMF programı mümkün değildir. Yoksulluğa yönelik bir program uygulanacaksa, bu ILO standartlarına uygun bir sosyal yardım programı, aile yardımı biçiminde gerçekleştirilmelidir.

AKP hükümeti; emekçilerin, yoksulların, işsizlerin, tarım üreticilerinin, evinden, köyünden, toprağından kopartılmış, kimliğini isteyen insanların ve 12 Eylül’ün postal izlerini silmek isteyenlerin gerçek talep ve sorunlarını görmezden gelmektedir.

58. Hükümetin, demokratikleşme ufku AB’ne girmek için takvim almakla sınırlıdır.Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını sınırlayan bu ‘’ düşük yoğunluklu demokrasi’’ anlayışı hükümet programına damgasını vurmaktadır.

Gerçek bir demokratikleşme zemini için 12. Eylül Anayasa’ sının değiştirilmesi özgürlükçü ve demokratik yeni bir Anayasa’ nın hazırlanması gerekmektedir.Bunun için 12 Eylül hukuku ile hesaplaşılmalıdır. AKP hükümeti Türkiye’nin demokratikleşmesinde samimi ve istekli ise 12 Eylül mağdurlarının taleplerine kulak vermelidir.

AKP, kendi liderlerinin yasağını bir an önce kaldırmayı planlarken; 12 Eylül hukukunun binlerce siyaset yasaklısına ve 2,5 milyon kamu emekçisinin siyaset yasağına ilişkin tek laf etmemektedir. Yine AB normlarından sık sık bahsedilirken , 12. Eylül ürünü olan sendikal yasaklar ve anti demokratik sendika yasası ağza alınmamaktadır. 

AKP hükümeti, parti programında altı çizilen ve seçim meydanlarında yüksek sesle dile getirilen dokunulmazlıklara dair hükümet programında hiçbir şey söylememektedir. Yolsuzluk ve çete ilişkileri açığa çıkmış siyasiler milletvekilliği dokunulmazlığı altında korunmakta, karanlık ilişkilerin açığa çıkması önlenmektedir.

AKP hükümeti batılı anlamda bir laiklik anlayışından söz ederken zorunlu din derslerinden, bütçesi eğitim, sağlık vb. bakanlıklardan fazla olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesine ve onun bütün inanç kesimlerini kapsamayan yapılanmasına dair tek kelime etmiyorlar.

Hükümet programı, Türkiye’nin demokratikleşmesinin en önemli temel unsurlarından olan Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda da tek kelime etmemektedir. Yine Üniversiteleri kışlaya çeviren YÖK gibi kurumların varlığı savunulmaktadır.

101 ölümü geride bırakan F tipi cezaevlerindeki tecrit sorunun çözümüne ilişkin her hangi bir yaklaşım söz konusu değildir. Artık toplumsal bir ihtiyaç haline gelen ve kalıcı toplumsal bir barışın önünü açacak olan siyasal af ihtiyacı görülmemektedir.

58. Hükümet, Türkiye’nin demokratikleşme sorununu geleneksel devlet politikaları ile sermayenin küreselleşmesine uyum sürecinin denge ve çelişkilerine hapsetmiştir. En tipik ve aktüel örnekler Irak ve Kıbrıs konusunda izlenen siyasettir. Hükümet, Irak sorununda A.B.D’ nin bölge gücü olma politikalarına uygun mu davranacak? yoksa, Türkiye ve bölge halklarının çıkarlarını mı savunacak ? 58.Hükümet, Kıbrıs sorununda geleneksel milliyetçi politikalara sarılarak, çözümsüzlükten ve statükonun devamından yana mı olacak ? yoksa, ortaya çıkan çözüm zeminini değerlendirerek Kıbrıs’ta kalıcı barışı ve iki halkın birlikte yaşamını mı savunacak ? 

Programın ekonomik anlamda çatısı yerli ve uluslararası finans sermayesinin alacaklarını kayıtsız, şartsız ödemek anlamına gelen faiz dışı fazla hedefini tutturmak üzerine kuruludur. Özelleştirmeler yapılıp,alacaklar ödenip, ihracatçılara cömertçe teşvikler dağıtıldıktan sonra ekonomide istikrar sağlanacak, ekonominin asli unsuru olarak görülen sermaye kesiminin talepleri karşılanmış olacaktır. Halk kesimlerin de sorunları, Özal döneminden alışık olduğumuz “sızıntı ekonomisi” mantığı ile çözülmeye çalışılacaktır. Ekonomi canlanınca yoksul halk kitlelerine de “sızıntılar” düşecektir. Diğer anlamıyla pasta büyür de, kalın dilimler sermaye kesimince paylaşılırsa, kırıntılar da halkın karnını doyuracaktır.

58. Hükümet, ekonomik ve sosyal politikalarını belirlerken ekonomik krizin üreticiler, çalışanlar ve düşük gelirli kesimler üzerinde yarattığı tahribatı göz ardı ederek, rant kesiminin ve uluslararası sermayenin talep ve istekleri temel almaktadır. Faturanın yine krizi yaratanlara değil onun mağdurlarına ödetileceği görülmektedir.

Hükümet programında altı çizilen serbest piyasaya dayalı liberalleşme politikaları toplumun yoksul kesimlerinde acıyı derinleştirecek; kamunun küçültülmesi ve kamu alanının yeniden yapılanması ile birlikte özelleştirme devam edecek, yağmalama sürecek, iş yaşamında esnekleşme ve performans değerlendirmesi politikası ile yeni bir işsizlik dalgası gelecektir. 

Mevcut iki partili parlamento tablosunda bir iktidar–muhalefet koalisyonu söz konusudur. CHP’nin esas yönelim olarak AKP hükümetinden farklı bir politikası yoktur. Mevcut CHP bu niteliği ve yönü ile AKP hükümetinin muhalefeti olamaz. Partimiz, İMF reçetelerini halktan yana bir programla ret eden, sermayenin küreselleşmesine karşı uluslararası mücadelenin bir parçası olarak AKP hükümetine emekten yana bir perspektif ile muhalefet etmeye adaydır. Partimiz bu konuda üzerine düşen sorumluğun gereğini yerine getirecektir.

Alper Taş
Genel Başkan Yrd.
3 Aralık 2002