Herkese Sağlık ve Güvenlik Gelecek İçin Sağlıkta Soygun Düzenine HAYIR

2605

14 Mart Tıp Bayramı/Sağlık Haftası
AKP’NİN 15 YILLIK İKTİDARINDA
SAĞLIK SİSTEMİ $OYGUN SİSTEMİNE DÖNÜŞTÜ!

Herkese Sağlık ve Güvenlik Gelecek İçin
Sağlıkta Soygun Düzenine HAYIR

Bugün 14 Mart 2017; Türkiye’nin iki yüz yıllık modernleşme sürecinin erken dönem girişimlerinden, Osmanlı İmparatorluğu’nda modern tıp eğitiminin başlangıcının yüz doksanıncı yıldönümü.
1919 yılında İstanbul’un emperyalist işgaline karşı bir tepki olarak tıbbiyelilerce kutlanmaya başlanan 14 Mart’lar uzun yıllardır da “Tıp Bayramı/Sağlık Haftası” olarak kutlanıyor.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) olarak öncelikle tıbbın kurucuları İstanköy’lü Hipokrates’ten, Bergama’lı Galenos’dan bu yana burada, bu topraklarda; kırlarda, şehirlerde, tıp fakültelerinde, hastanelerde, birinci basamak sağlık kurumlarında, acillerde, polikliniklerde, laboratuvarlarda, ameliyathanelerde gece gündüz güçsüzlerin gücü, çaresizlerin çaresi olmak, ölümle ve hastalıklarla mücadele etmek, sağlık ve şifa dağıtmak için çalışan bütün sağlık emekçilerine derin şükranlarımızı sunuyoruz.
Ve 14 Mart vesilesiyle AKP’nin 15 yıllık sağlık politikalarına dair değerlendirmemizi sizlerle paylaşmak istiyoruz. Sağlık sistemini soygun sistemine çeviren, hastaneleri ticarethane hastaları müşteriye dönüştüren bu düzene HAYIR diyoruz!
Bilindiği gibi; AKP sürekli olarak sağlıkta ne kadar başarılı olduğunu ve de vatandaşların ne denli memnun olduğunun propagandasını yapıyor.
Oysa gerçekler hiç öyle değil:

SAĞLIKTA YALANLAR VE GERÇEKLER
“Genel Sağlık Sigortası çıkardık; artık bütün vatandaşların sağlık sigortası var.” diyorlar.
Oysa; bir işverene bağlı olarak çalışmayan herkes sigortalı olmak için prim ödemek zorunda. Üstelik 18 yaşını bitiren ve üniversiteye gitmeyen ya da üniversite öğrencisi olsa da 25 yaşını dolduran çocuğunuz varsa onun için de prim ödemek zorundasınız. Sigortasız çalıştırılanlar da, işsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler de, emeklilik için gün sayısını doldurup yaşa takılanlar da primlerini ödeyemezlerse sağlık hizmeti alamıyorlar!
“Ödeme gücü olmayan fakir fukaranın sigorta primlerini devlet ödüyor.” diyorlar.
Oysa; devlet ancak aylık bütün geliri 592 TL’den az olanları fakir kabul ediyor. Ayda eline geçen para 592 TL’den fazla olan her yurttaş 71 ila 426 TL arasında prim ödemek zorunda. Bu nedenle milyonlarca yurttaş yıllardır sağlık hizmeti alamadığı için Hükümet şimdilerde yeni bir düzenlemeyle aylık primleri düşürmek zorunda kalıyor!
“Devlet olsun, özel olsun bütün hastaneleri sigortalılara açtık.” diyorlar.
Oysa; hele bir özel hastaneye düşmeyelim, cebimizde, cüzdanımızda ne kadar para varsa boşaltıyorlar!
“Bıçak parasını kaldırdık.” diyorlar.
Oysa muayenehanelerdeki eski bıçak parasının adı şimdi özel hastanelerde “ilave ücret” olmuş, biz muayene olmak için soyundukça soyuyorlar, cebimizde ne kadar paramız varsa aldıkça alıyorlar!
“Sağlıkta büyük devrim yaptık.” diyorlar.
Oysa; 2011 yılında Samsun’da Kübra bebek açlıktan, 2013 yılında Konya’da Ayaz bebek soğuktan öldü!
“Hastaları ambulans uçaklarla taşıyoruz.” diyorlar.
Oysa; 2014 yılında Van’ın Gürpınar ilçesi Çeli mezrasında bir buçuk yaşındaki Muharrem bebek zatürreden öldü, yollar kapalı olduğu için ambulans gitmedi. Babası, 16 kilometre boyunca çocuğunun cenazesini çuvalla sırtında taşıdı. O günlerde Sağlık Bakanı’nın hava ambulanslarını seçim çalışmaları için kullandığı ortaya çıktı!
“Hastanelerde kuyrukları kaldırdık, herkes istediği gibi hizmet alıyor.” diyorlar.
Oysa; hastaneden telefonla randevu alabilmek için günlerce uğraşıyoruz, acil servisler ise istiap haddini çoktan aşmış, tam bir can pazarı!
“Sağlık hizmetlerini öyle düzelttik, vatandaş memnuniyeti Avrupa ülkelerini bile aştı.” diyorlar.
Oysa; her doktora o kadar çok hasta randevusu veriyorlar ki; gittiğimiz doktor derdimizi dinlemek, muayene etmek, tetkik istemek, teşhis koymak ve reçete yazmak, tedavimizi düzenlemek için bize ancak beş dakika ayırabiliyor. Bu kadar kısa sürede bu kadar işlemi yapmak mümkün olmadığı için doktor bize, biz doktora bakıyoruz, sonra da elini bile sürmeden reçete yazıyor!
“Kamu-Özel Ortaklığı modeliyle şehir hastaneleri kuruyoruz, bütün hastaneleri yeniliyoruz.” diyorlar.
Oysa; devlet hem arsayı verecek, hem de yirmi beş yıl boyunca kira ödeyecek; kârı da binayı yapan şirket toplayacak. Ödeyecekleri paraların çok daha azıyla o hastaneleri yapmak mümkünken katrilyonlarca lirayı özel şirketlere peşkeş çekiyorlar. Üstelik, tıpkı Osmangazi Köprüsü’nde olduğu gibi, hastane yeterince dolu olmazsa devlet aradaki farkı da şirkete ödeyecek. Tabi ki, bizim cebimizden!
Neticede; AKP’nin 15 yıllık iktidar döneminde sağlık hızla ticarileşti, özelleştirildi. Hastaneler ticarethaneye, hastalar müşterilere dönüştü. Bu dönemde sağlık patronlar için en kârlı alanlardan biri haline geldi. Sırtını devlete dayayıp, Sosyal Güvenlik Kurumunun fonlarını hortumlayarak her köşe başında özel hastane açan patronlar kârlarına kâr, varlıklarına varlık kattılar.
Vatandaşlarımızın payına düşen ise sağlıkta daha önce olmayan 11 kalem yeni ödeme zorunluluğu oldu. Reçete yazılmasa bile her muayenede 5 TL’den başlayıp 15 TL’ye kadar muayene ücreti; ayrıca reçete bedeli; ayrıca eşdeğer ilaç farkı; ayrıca miktarı milyarları bulan istisnai sağlık hizmeti ücreti ve en çok can yakan da özel hastanelerde ilave ücret adı altında alınan bıçak parası.
Artık sağlık hizmeti almak için her adımda para ödemek zorunda kalıyoruz.
Oysa; biz insanız, biz yurttaşız. Sağlık bizim doğuştan kazanılmış hakkımız. Bu ülkenin bütün sağlık hizmetlerinden yararlanma, parası olsun olmasın bütün yurttaşların hakkı.
Sağlık piyasanın vahşi koşullarına terk edilecek ticari bir sektör değil, toplumsal bir hizmettir ve herkese eşit, ücretsiz ve nitelikli bir sağlık hizmeti ancak kamucu bir sağlık örgütlenmesiyle mümkündür.

Herkese sağlık ve Güvenlik Gelecek İçin
Sağlıkta Soygun Düzenine HAYIR

ÖDP Sağlık Çalışma Grubu Sözcüsü
Osman Öztürk

1 2 3 4 5 6 7