Başkanlık Rejimi ve İşçi Sınıfı Çalıştayı Sonuç Bildirisi Yayınlandı

2296

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, İşçi-Emekçi Çalışma Grubu, 26 Şubat 2017 tarihinde İstanbul Kartal’da “Başkanlık Rejimi ve İşçi Sınıfı” konulu bir Çalıştay düzenledi. Düzenlenen Çalıştay’ın sonuç bildirisini paylaşıldı.


1  C5mdtBeXMAE7E7o

1980 darbesiyle ülkemizde siyasal islamın önü tarikat, cemaat örgütlenmeleriyle açıldı. ‘Üsttekine han hamam, alttakine din iman düzeni’ emekçilerin gerçek sorunlarının üzerinin örtülmesine neden oldu. Ayrıca toplumu etnik temellerle bölen milliyetçilik, siyasal islamla birleşerek işçi sınıfı üzerinde hegemonya sağladı. Emekçiler üzerindeki bu hegemonya, 1980 sonrası ‘karabasan’ gibi hayatımıza giren neo-liberalizmin vahşi politikalarına gelişebilecek tepkilerin azalmasına ve sınıfın etnik-dini temellerle bölünmesine neden oldu.

Kamu kurumlarının özelleştirilmesi, emeğin güvencesizleştirilmesi ve sermayenin önündeki bütün ‘engellerin’ kaldırılmasını hedefleyen neo-liberal politikalar, 2002 yılında iktidara gelen AKP ile zirveye çıktı. Son 15 yılımız; güvencesizliğin arttığı, esnek çalışmanın yaygınlaştığı, alım gücünün düştüğü, borç batağında sürüklenilen ve sömürünün derinleştiği yıllar olarak geçmiştir. Her bir günümüzün bir öncekinden daha kötü olduğu bu yıllarda; taşeron çalışma yüzde 400’lere varan bir şekilde arttı, emeklilik 65 yaşına çıkartıldı, kiralık işçilik uygulamaya girdi, grevler yasaklandı ve Zorunlu BES’le sosyal güvenliğin özelleştirilmesinin yolu açıldı. Bu süreçte, işçi sınıfının sendikalaşması ve örgütlenmesi zayıflatılmış, AKP iktidara geldiğinde yüzde 50’lilerde olan sendikalaşma oranları yüzde 10’lara kadar düşmüştür.

Sendikalar ve toplumsal muhalefet, bu saldırıları durdurmakta yetersiz kalmışlardır. Bundaki en önemli etkenlerden biri işçi sınıfı üzerindeki siyasal islamcı-milliyetçi hegemonya olmuştur. Emekçiler kendini toplumsal sınıf kimliğiyle değil inancıyla ve milliyetiyle tanımlamaya başlamışlardır. Sol ve toplumsal muhalefet, bu hegemonyayı kıramamış hatta solun içerisine sızan liberal fikirler kimlik siyasetini meşrulaştırarak bu hegemonyaya destek sağlamışlardır. Ayrıca bu süreçte, üretim süreci parçalanmıştır. İşçi sınıfı fiziki, hukuki ve psikolojik olarak böldürülmüştür. Hizmet sektörü daha fazla gelişmiş, ücretli emek gücünün bir bölümü kendisini daha çok ‘statülerle’ ifade etmeye başlamıştır. Sendikalar, değişen bu yapıya ayak uyduramamış ve eski örgütlenme tarzlarında ısrar etmiştir. Yaşanan bu durum da emeğe yönelik saldırıların durdurulamamasında önemli bir etkendir. Genel olarak sol hareket de emekçilerin taban inisiyatiflerine dayanarak emekçilerle doğru bir ilişkilenme zemini yaratamadığı için bu olumsuz tabloyu tersyüz edememiştir.

Neo-liberal politikalarını siyasal islamcı uygulamalarıyla 15 yıldır derinleştiren AKP, kurulan fiili başkanlığı anayasal statüye kavuşturmak için harekete geçmiş ve 16 Nisan’da ülkeyi referanduma götürmüştür. Bütün yetkilerin ve kuvvetlerin tek bir kişide toplanmasını hedefleyen başkanlık rejimi, emekçilerin üzerindeki sömürünün daha fazla derinleşeceği bir rejimdir. Şimdiye kadar sendikaların ve toplumsal muhalefetin itirazlarıyla yapılamayan kıdem tazminatının gasp edilmesi gibi kazanımlar, yetkilerin tek elde toplandığı başkanlık rejiminde ‘daha kolay’ hayata geçecektir. Parlamenter rejimler ile başkanlık rejimlerinde emekçilerin çalışma koşulları, sendikalaşma durumları ve insani gelişmişlik düzeyi arasındaki büyük fark da bu durumu doğrulamaktadır. Başkanlık rejimlerinde, işçilerin hakları daha çok gasp edilmekte ve örgütlenme haklarına daha büyük darbeler vurulmaktadır.

Bütün bu değerlendirmeler ışığında;

1- Başkanlık sistemine HAYIR, etkisini her geçen gün daha fazla artırmakta ve HAYIR daha fazla çeşitlenmektedir. Ancak, HAYIR’ın emekçilerden doğru örgütlenmesi zayıftır. HAYIR’ı emekçilerden doğru büyütmek 16 Nisan’daki referanduma kadar birincil görevimizdir. AKP’nin 15 yıllık politikalarının teşhiriyle birlikte yürüteceğimiz HAYIR’ı büyütmek için, emekçilerin yaşadığı mahallelerde ve çalıştıkları işyerlerinde daha fazla sorumluluk alacağız!

2- İşçilerin hukuki, fiziki ve psikolojik bölünmesine karşı emeği birleştirmek ve emeğin birleşik mücadelesini örgütlemek bu karanlıktan çıkış yoludur. İşyerlerini ve işyerlerini aşan mekanları (mahalleler, ilçeler vs.) hedef alan sistematik bir çalışma programı oluşturulması ihtiyaçtır. Emeğin birleşik mücadelesi için emeğin acil talepleri çıkartılmalı ve bu talepler mücadele programının merkezine konulmalıdır. Özgürlük ve Dayanışma Partisi olarak bu noktada da emek hareketinin kendini yeniden örgütleme ihtiyacını da görerek sorumluluk alacağız.

3- Emek hareketinin yaşadığı bu sıkışma, toplumsal muhalefetin yaşadığı sıkışmadan bağımsız değildir. Sınıf mücadelesini geriletecek her türlü anlayışa karşı doğru bir siyasal duruş, emekçilerin üzerindeki dinsel-milliyetçi-liberal hegemonyanın dağılmasına da katkı sağlayacaktır. İşçi sınıfı içerisinde yaygınlaştırılması gereken bu fikirler, ‘gündelik hayatın örgütlenmesi’ ve doğru siyasal duruşun birlikteliğiyle ancak olabilir. Bu birlikteliği sağlamak ve işçi sınıfının ‘kafa karışıklığını’ ortadan kaldırmak için daha fazla inisiyatif alacağız.

ÖDP İşçi-Emekçi Çalışma Grubu

C5kv9_PXQAAFoJj