BAĞIMLI EKONOMİDE ENFLASYON ENGELLENEMİYOR, BEDELİNİ EMEKÇİLER ÖDÜYOR

1472

Kapitalizmin tarihinin tekerrürden ibaret olduğunu ispatlarcasına enflasyon yeniden çift haneli dönemlerine geri dönüyor. Yeni ideolojinin düşük enflasyon vaadi çökerken, yükselen enflasyonun bedelini ise emekçiler ödüyor.

Neoliberal düzenin faiz ve kur politikaları ile Türkiye ekonomisi her geçen gün biraz daha uluslararası sermayeye bağımlı hale gelmektedir.
Ülkede uygulanan hastalıklı politikalar sonucu ülke ekonomisi gittikçe kendi iç dinamiklerinden kopmakta, geleceğini uluslarası sermayenin seçim ve tercihlerine teslim etmektedir.
Böylesi bir teslimiyetçiliğin bağlarını derinleştirenler ise bugün yarattıkları düzenin sonuçları ile yüzleşmeye başlamışlardır.

Türkiye‘de 1980‘lerden itibaren geliştirilen parasalcı ve piyasacı politikaların bir ürünü, 2006 yılında hayata geçirilen “Enflasyon Hedeflemesi” rejimidir. Türkiye‘de sıcak paranın ülkeye çekilmesindeki baş cazibe olan enflasyonun düşük tutulması, bugüne kadar yine sıcak paranın girişinin devamlılığı ile sağlanmıştır.  Küresel sermaye ile “kazan- kazan” anlaşması yapan bu düzenin sağlayıcıları sıcak paranın ülkeye girişi ile döviz kurunu düşük tutmayı becerebilmiş ve bu sayede bugüne kadar enflasyonu nispeten kontrol edebilmiştir. Üretici tekellerin üretim sürecini parçalaması ile ucuzlayan ithal girdiler, yerli üretimden taşeron üretime geçen yapıda çoğunluğu sağlamış, ekonomide ithalata bağımlılığı derinleştirmiştir.

Fakat artık neoliberal politika uygulayıcılarının bugüne kadar yüksek faiz ile besledikleri sermayenin ülkeyi terketmeye başlaması ile bu çark durmuş ve tersine işlemeye başlamıştır.

2010 yılını yüzde 6.4 ile kapatan enflasyon oranı sadece bir yıl içinde yüzde 10.45‘e çıkmıştır.
Üretim yapısı içindeki ithalat bağımlılığı, döviz kurlarının yükselmesi ile temel mal fiyatlarında maliyet yönlü bir artışa neden olmaktadır. Bu bağımlılığın neden olduğu bu artışa ise Merkez Bankası sadece seyirci kalabilmektedir. Spekülatif para piyasasının patronu Merkez Bankası,  belirlenen “enflasyon hedeflemesi” politikasında bile bağımsız bir strateji ortaya koyamamakta, küresel gelişmelere karşı sadece edilgenleşen bir ekonominin seyircisi olarak konumlanmaktadır.

Şimdi görülüyor ki sermayede enflasyonun yarattığı kayıpları faizleri arttırarak finanse eden hükümet, bu finansmanın bedelini ise bir kez daha işçi ve emekçi kesimin üzerine yıkmak istemektedir.  

AKP sözde “reformlar” ile süslediği fakat gerçek sömürü uygulamaları ile operasyonlarına devam ettiği, hayatın her alanını ticarileştirdiği, kamusal hakları birer ticari mala dönüştürdüğü stratejisinde enflasyon balonunu da emekçinin sırtında patlatmaktadır. AKP, ülkede spekülatif büyümenin yarattığı cari açık, yüksek borçlanma gibi diğer risklerin faturasını da emekçilere kestiği gibi, enflasyonun bedelini de işçi ve emekçilerin sırtına yüklemektedir. Yüksek enflasyonun maliyetini işsizlik ve vergi artışları ile dolaylı yoldan tedarik eden AKP, asgari ücrette sadece göstermelik yapılan zamlar ile göz boyamaktadır. Göz boyamaya çalıştığı asgari ücret bugün yoksulluk sınırının, hatta açlık sınırının bile altındadır.

Sözde “artış” masallarının gerçek hayatta karşılığı yoktur. Bugün yüzde 10‘nun üzerinde fiyat artışı ile yüzleşmek zorunda kalan bir işçinin yapılan artıştan sonraki ortalam ücreti 720 lira olacaktır. Oysa ülkede yoksulluk sınırı 3 bin lira, açlık sınırı ise yaklaşık bin liradır. Diğer bir ifade ile bugün, yarısından fazlası asgari ücret ile çalıştırılan işçiler yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşarken, ilave yüzde 10‘larda fiyat artışı ile bir kez daha sistem tarafından yoksullaştırılmaktadırlar.
AKP, uyguladığı düşük ücret ve esnek istihdam politikası ile zaten halihazırda ülkedeki yüksek enflasyonun ve onun bedeli yüksek faizin bedelini işçinin sırtına yüklemiştir.

Aslı Aydın
Ekonomi Çalışma Grubu Koordinatörü