14 Mart Tıp Bayramı/Sağlık Haftası Dilek’leri Öldüren Sağlık Düzeniniz Batsın Eşit, Ulaşılabilir, Nitelikli Sağlık Hizmeti Mümkün

557
Bugün 14 Mart 2018. Osmanlı İmparatorluğu’nda modern tıp eğitiminin başlangıcının yüz doksan birinci yıldönümü. 1919 yılında 14 Mart tarihinde İngilizlerin işgali altındaki İstanbul’da, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde bir işgal protestosunun yıldönümü. O günden bu yana geçen sürede 14 Mart’lar “Tıp Bayramı/Sağlık Haftası” olarak kutlanıyor.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi olarak tıbbın kurucuları İstanköy’lü Hipokrates’ten, Bergama’lı Galenos’dan bu yana bu topraklarda; kırlarda, şehirlerde, tıp fakültelerinde, hastanelerde, birinci basamak sağlık kurumlarında, acillerde, polikliniklerde, laboratuvarlarda, ameliyathanelerde gece gündüz güçsüzlerin gücü, çaresizlerin çaresi olan, ölümle ve hastalıklarla mücadele eden bütün sağlık emekçilerine derin şükranlarımızı sunuyoruz.
Sağlıkta Dönüşüm Çöktü Faturayı Halk Ödüyor
Dünya Bankası öncülüğünde, AKP iktidarının 16 yıldır uyguladığı ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlık hizmetleri piyasanın emrine sunuldu. Ticarileşen sağlık ortamı sonucunda halkın parasız ve nitelikli sağlık hizmetine erişimi her geçen gün zorlaştı. Kamucu sağlık anlayışı kademe kademe tasfiye edildi.
Bugün, Sağlıkta Dönüşüm Projesi sonucunda artık 11 kalemde katkı ve katılım payı ödeme zorunluluğu bulunuyor. Her muayenede 5 TL’den başlayıp 15 TL’ye kadar muayene ücreti, reçete bedeli, eşdeğer ilaç farkı, miktarı milyarları bulan istisnai sağlık hizmeti ücreti, özel hastanelerde ilave ücret adı altında alınan bıçak parası derken sağlık hizmetinden yararlanmanın her aşaması paralı hale getirildi!
Dilek’leri Çaresiz Bırakan Sağlık Düzeni Batsın
Genel Sağlık Sigortası ile artık “tüm vatandaşların sağlık sigortası var” diyorlar. Oysa; bir işverene bağlı olarak çalışmayan herkes sigortalı olmak için prim ödemek zorunda. Üstelik 18 yaşını bitiren ve üniversiteye gitmeyen ya da üniversite öğrencisi olsa da 25 yaşını dolduran çocuğunuz varsa onun için de prim ödemek zorundasınız. Sigortasız çalıştırılanlar da, işsizlik sigortasından yararlanamayan işsizler de, emeklilik için gün sayısını doldurup yaşa takılanlar da primlerini ödeyemezlerse sağlık hizmeti alamıyorlar! “Ödeme gücü olmayan fakir fukaranın sigorta primlerini devlet ödüyor.” diyorlar. Oysa; devlet ancak aylık bütün geliri 592 TL’den az olanları fakir kabul ediyor. Bunun dışındaki herkes prim ödemek zorunda kalıyor.
Sağlığa erişim ancak parası olanlara ait bir ayrıcalık haline geliyor. Bu sağlık düzeninde, Kemal Unakıtanlar “Yüce Rabbim Cleveland dedi” diyerek yurtdışına tedavi olmaya giderken, parası olmadığı için kanser tedavisi göremeyen Dilek’ler muhtaç ve çaresiz bırakılıyor, ölüme terk ediliyor!
Bu sağlık düzeninde Konya’da Ayaz bebekler, Samsun’da Kübra bebekler sağlık hizmetine ulaşamadığı için can veriyor!
Şehir Hastaneleri Halkın Değil Şirketlerin Yararına
Şehir hastaneleri kurarak hastaneleri yenilediklerini, daha nitelikli sağlık hizmeti sunacaklarını söylüyorlar. Oysa, şehir hastaneleri kamu hastanelerini yabancı ortaklı şirketlere altın tepside sunmak anlamına geliyor. Şehir hastaneleri için devlet arsayı verecek, hem de yirmi beş yıl boyunca kira ödeyecek; kârı da binayı yapan şirket toplayacak. Kamu kaynaklarıyla ödenecek paraların çok daha azıyla o hastaneleri yapmak mümkünken katrilyonlarca lirayı özel şirketlere peşkeş çekiyorlar. Üstelik, tıpkı Osmangazi Köprüsü’nde olduğu gibi, hastane yeterince dolu olmazsa devlet aradaki farkı da şirkete ödeyecek. Tabi ki, kamunun bütçesinden, halkın cebinden!
Üfürükle, Fetvayla, Hacamatla Halk Sağlığı İle Oynanıyor
Fetvalarla, hastaların ve hizmet sunan çalışanların kadın-erkek olarak ayıran uygulamalarla, aşı yaptırmamaya, bilimin yerine hacamat uygulamalarının yaygınlaştırmaya yönelik saldırılarla sağlıkta gerici dalga yaygınlaştırılıyor.  Siyasal İslamcı rejimin bir parçası olarak gelişen bu akımlar iktidar tarafından destekleniyor. Bilimin ve aklın yerine hurafeyi koyan bu zihniyet, halkın sağlığı ile de oynuyor. Sağlıkta muhafazakarlık ve gericilik bir hükümet politikası olarak merdiven altından hastanelere ulaşıyor; İstanbul’un göbeğinde cin hastaneleri açılıyor.
Sağlıkta Şiddet Yasası Çıkarılmalı
Sağlık hizmet talebini kamuoyu aracılığı ile kışkırtarak hastanelere başvuru sayıları kabartılıyor. 2002 yılında sağlık hizmeti için başvuranların sayısı 209 milyon iken bu rakam 2016 yılında 685 milyona ulaştı. Sayısı yetersiz olan sağlık çalışanları yoğun, fazla ve özverili çalışmasıyla bu talebi karşılamaya çalışmakta ve tükenmişlik yaşıyor.
Kışkırtılmış sağlık hizmet talebini karşılamaya yetişemeyen hekim, hemşire, sağlık çalışanları hizmetten memnuniyetsizliği olan hasta ve hasta yakınlarının şiddetine maruz kalmakta, hayatlarını kaybediyor.
Son beş yılda şiddet nedeniyle başvuru yapan sağlık emekçisi sayısı 50 bini bulmuştur. Bu rakamlar buz dağının görülebilen yüzüdür. Kamuda amirlerin, özelde patronların ciro baskıları şiddet başvurularını engellememekte, sağlıkta şiddeti de arttırmaktadır. Derhal sağlık emekçilerini korumaya yönelik sağlıkta şiddet yasası çıkarılmalı, yürürlüğe konmalıdır.
Güvenlik Soruşturması Kaldırılsın
657 sayılı KHK ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na ek yapılarak, devlet memuru olabilmek için ‘güvenlik soruşturması ve arşiv taraması’ şartı getirildi. Bu uygulama sonucunda, tamamen keyfi biçimde yüzlerce hekimin ve sağlık çalışanının çalışma hakkı elinden alındı. Bin bir zahmetle kazandığı tıp fakültesinde, yıllarca verdiği emeğin karşılığını alamayan hekimlerin mesleklerini icra etme ve eğitim hakları ellerinden alınmaktır. Keyfi bir kararla hekimlerin geleceğini çalan güvenlik soruşturması derhal kaldırılmalı, mağdur edilen hekimlerin hakları teslim edilmelidir.
TTB’ye Dokunmayın!
Hekimlik mesleğinin sorumluluğu ile yaşama sahip çıkan Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) yönelik operasyon sonrasında şimdi yasa değişikliği ile etkisizleştirme planları yapılmaktadır. TTB ve meslek örgütlerinin yasalarında gerçekleştirilecek değişiklikle, halk için bilgi üreten ve denetim gerçekleştiren meslek kuruluşları tasfiye edilmek istenmektedir. TTB’ye yönelik saldırılara son verilmelidir. “İyi hekimlik” değerlerini savunan bu ülkenin hekimleri Gezi’de gönüllü revirlerde, 10 Ekim Katliamında, Güvenpark Katliamında, Merasim Sokak Katliamında her daim halkın yanında olmuştur.
Eşit, Ulaşılabilir, Nitelikli Sağlık Hizmeti Mümkün
Eşit, ulaşılabilir, nitelikli sağlık hizmet sunumu mümkündür. Sağlık hizmetlerini piyasanın kar alanı olmaktan çıkarılıp kamu eliyle sunulması, eşit ve nitelikli sağlık hizmeti yolundaki ilk adım olacaktır.
Sağlık tüm yurttaşların doğuştan kazanılmış, doğal ve anayasal hakkıdır.
Sağlık hizmetlerinden yararlanma, parası olsun olmasın tüm yurttaşların hakkıdır.
Sağlık piyasanın vahşi koşullarına terk edilecek ticari bir sektör değil, toplumsal bir hizmettir. Herkese eşit, ücretsiz ve nitelikli bir sağlık hizmeti ancak kamucu bir sağlık örgütlenmesiyle mümkündür.
Hastalığın, korku, kaygı, güvensizliğin yerini; eşitliğin, yaşamın, dayanışmanın, huzurlu sağlıklı bir toplumun aldığı günlere hep birlikte yol açacağız.
14 Martları ruhuna uygun bir şekilde, kutlama günlerine dönüştüreceğimize olan inancımızla tüm sağlık çalışanlarını sevgiyle kucaklıyoruz.
Başkanlar Kurulu